Archive

Archive for the ‘Domuz gribi’ Category

Maranki’den domuz gribi tavsiyeleri



Hocam hedefimiz, hastalıklardan korunmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmek. Temel olarak ne yapmamız lazım?

En temel amaç vücutta oluşan toksinleri atmaktır. Dolayısıyla kanı temizlemektir. Bir insanın kanı temizlenirse, kanın içinde mikroplarla savaşan askerler tam olursa, o askerler bedeni korur. Yani kanınız tam olursa, içindeki muhafızlar tam olursa; ne saçınız dökülür, ne gözünüz görmemezlik yapar, ne tiroidiniz olur, ne kalbiniz tekler, hiçbir organınızda bir arıza olmaz. Eğer bunlar oluyorsa da, sebebi bağışıklık sisteminin düşmesidir.

Öyleyse konuşmaya oradan başlayalım mı? Bağışıklık sisteminin düşmesinin sebepleri neler?

Birinci sebep, serbest radikallere maruz kalmamızdandır. Serbest radikaller, bağışıklık sistemine saldıran moleküllerdir. Antioksidanlar da bu serbest radikallerin etkilerini nötralize eden; kanser, kalp hastalıkları ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonları engelleyen moleküllerdir. Serbest radikal oluşumuna, sigara, pestisitler, çözücüler, petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, hatta yiyeceklerde bulunan bazı bileşikler neden olur. Artı aldığımız besinlerin organik olmaması, suni olması, geni değiştirilmiş olması, yanlış gübrelemelerin olması, zamanında yenmeyen meyve-sebzeler, bunlar kurutulurken veya konsantre hale getirilirken kullanılan emilgatörler nedeniyle de serbest radikaller oluşur ve bu yüzden bedenimizin bağışıklık sistemi düşer. İkincisi de elektromanyetik dalgalar; cep telefonu, bilgisayar, televizyon, uydu yansıtıcıları, evimizdeki çamaşır makinesi, buzdolabı, saç kurutma makinesi. Bütün bunlar da bağışıklık sistemimizin düşmesinde etkilidir. Mesela şimdi uçaktan indik, büyük bir basınç yedik, iki gün kendimize gelemeyiz. İşte, bütün bunların yaydığı manyetik alanlar da bedenimizdeki hücrelerimizi bloke ediyor. Demin saydığımız olumsuzluklar da hücrelerimizi bloke ediyor.

gazete vatan

Advertisements

domuz gribi için şifalı bitkiler

Domuz gribi şifalı bitkiler
şifalı bitkiler Domuz gribi için
Domuz gribi karışım bitkiler

Domuz gribine karşı Zencefil

Zencefil Bitkisi ve Kökü: Nemli ve sulak iklimlerde yetişen ve sarı renkte çiçekler açan bir bitki olan zencefilin kökleri yassı ve gri renktedir. Zerdeçal ile benzer etkilere sahip olan Zencefilin kökü kullanılır. Kokusu kuvvetlidir. Latince Adı: Zingiber officinale.

Zencefilin Faydaları: İştah açar. Yatıştırıcı ve gaz söktürücüdür. Vücudu terletir. İltihap önleyici etkisi ile özellikle eklem iltihaplarına karşı faydalıdır. Soğuk algınlığına iyi gelen zencefil, balgam söktürür ve iyileşmeyi hızlandırır. Bulantıları gidermeye yardımcı olur ve kusmayı önler. Vücut direncini, bedensel ve zihinsel gücü arttırır. Mikrop öldürücüdür. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı koruyucudur. Damar tıkanıklığını önlemeye yardımcı olmasının yanı sıra kan damarlarını genişleterek romatizma ağrılarının hafiflemesine de yardımcı olur. Bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. Cinsel isteği arttırır.

Zencefil Nasıl Kullanılır? Zencefil kökü genellikle baharat olarak kullanılır. Tıbbi amaçlı kullanımda ise; Zencefil yağı hazmı kolaylaştırır. Zencefil çayı da hazmı kolaylaştırır ve ayrıca hafızayı kuvvetlendirir. Zencefil bal ile karıştılarak etkili bir öksürük ilacı elde edilir.

Domuz gribine karşı Zerdeçal

Zerdeçal (Curcuma longa): Büyük ve sivri uçlu yaprakları olan, sarı çiçekli, çok yıllık otsu bir bitkidir. İçeriğinde uçucu yağ, reçine ve kurkumin adlı bir madde vardır.

Zerdeçalın Faydaları ve Tıbbi Etkileri: Mideyi kuvvetlendirir. Sinirleri uyarır. Vücuda ferahlık ve rahatlık verir. İltihap gidericidir. Karaciğer hastalıkları, sarılık ve vereme karşı faydalıdır. Gaz ve idrar söktürücüdür. Vücutta biriken zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Soğuk algınlığı ve astımda faydalıdır.

Zerdeçal Nasıl Kullanılır? Zerdeçalın kullanılan kısımları meyveleridir. Kurutulan meyveleri toz haline getirildikten sonra baharat olarak kullanılabileceği gibi suda kaynatarak zerdeçal çayı da hazırlanabilir.

Domuz Gribine karşı Kuşburnu
İçi tüylüdür ve çok sayıda tohumu vardır. Sonbaharda olgunlaşır. C vitamini açısından dünyanın en zengin meyvesidir. Taze olarak tüketildiği gibi kurutularak da kullanılır. Çayı yapılır. Ülkemizin hemen her yerinde yetişir. Yabangülü, itburnu, itgülü, gülelması,yiric gibi adlarla da bilinir.insanların geçimini saglamak için kullandıkları ticaret.
Tokat,Bayburt,Amasya ve Çorum’da perverdesi sevilerek tüketilir.
Kuşburnunun Faydaları:
Hastalıklara karşı direnç verir.
Bedene ve gözlere güç verir.
Cinsel isteği çoğaltır.
Kan dolaşımını hızlandırır.
Kanı temizler.
Sindirimi kolaylaştırır.
İdrar söktürücüdür
Basura karşı faydalıdır.
Kabızlığı giderir.
İshali keser.
Bağırsak kurtlarını düşürür.
Kansere karşı koruyucu bir meyvelerdendir.
Romatizma şikâyetlerini ve ağrılarını hafifleticidir.
Şeker hastaları için faydalıdır.
Japonyada yapılan bir araştırmada tohmunundan hazırlanan özütün vücut yağ oranını düşürdüğü gözlenmiştir.
Böbreküstü bezlerine olan etkisiyle hormonların üretimini destekler.

Domuz Gribine karşı Adaçayı
ADAÇAYI: Dağların tepelerinde yabanî olarak kendiliğinden yetişen adaçayı, uzun yapraklı, açık yeşil renkli, oldukça keskin kokulu bir bitkidir. Yaz başında, haziran-temmuz gibi, çiçek açınca toplanır ve kurutulur. Taze yeşil yaprakları da kullanılabilir.

Adaçayının Yararları: Gaz söktürücü etkisi nedeniyle mide ve bağırsak gazlarını gidermede faydalıdır. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardım eder. Mide bulantısını keser. Uyarıcı etkisi ile kan dolaşımını hızlandırır ve vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Göğüs açıcı ve rahatlatıcı etkisi astım hastaları için yararlıdır. Dişleri beyazlatır ve güçlendirir. Sinir sistemi üzerinde etkilidir: Sakinlik verir, çok sinirli ve gerginlik içinde olanlara faydalıdır.

Adaçayı nasıl kullanılır? Adaçayı özellikle çayı yapılarak içilir. Ayrıca, yemeklere ve çorbalara tat ve koku vermek için de kullanılır. Banyo suyuna katılırsa vücuda zindelik verir. Özellikle hazmettirici ve gaz söktürücü özellikleri nedeniyle yemeklerden sonra içilmesi yararlıdır. Ada çayı suyu ile ağızda gargara yapılırsa bademcik, diş eti ve boğazlarda oluşan iltihaplar kısa sürede iyileşir.

Uyarı: Ada çayı fazla kullanıldığında tansiyon yükselebilir. Gebelik süresince ve emziren annelere tavsiye edilmez. Günde 3 fincandan fazla içilmemelidir.

Domuz gribine karşı Havlıcan Bitkisi
Bir çenekliler sınıfının Zencefilgiller familyasindan güzel çiçekli, ıtırlı, çok yıllık, otsu bitkidir. Diğer adı galangal veya Çin zencefilidir. Toprak üstü saplari çok fazla dallanmis rizomlardan (kök saplarindan) çikar, ilâve saplari da olabilir. Bir metreden fazla yüksekligi vardir. Kirmizi çizgili, çiçekleri beyaz yapraklari bulunur. Havlıcan çok cazip çiçeklerinin ve kokusunun güzelligi sebebiyle aranan bir bitkidir.

Domuz Gribine Karşı Ekinezya çayı

Ekinezya (Koni Çiçeği) (Echinacea purpurea), soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi durumlarda dünyanın en önemli şifalı bitkilerinden olup; kuru toprak ve ovalar ile seyrek ormanlık arazilerde doğal olarak yetişen çok yıllık bir bitkidir. Uygar dünya bu bitkinin iyileştirici özelliklerini Kuzey Amerika yerli halkından (Kızılderililer) öğrenmiştir. Onlar bitkinin kökünü ve yapraklarını her tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı başarıyla kullanıyorlardı. Bitki Amerika’ ya yerleşen ilk göçmenler tarafından da enfeksiyonlara karşı sık olarak kullanılmıştır.Bu özel tedavi biçimleri bilimsel araştırmalara konu oldu ve 1950’den beri yapılan araştırmalara göre, bitkide bakteri, mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili olan maddelerbulundu. Bu maddelerin başlıcaları; echinacoside, poli-sakkaritler (polysaccharides), poli-asetilenler (polyacetylenes), gliko-proteinler (glycoproteins), kafeik asit türevleri (Cichoric Acid), tri-glikosid (triglycoside), betain, seskiterenler (sesguiterpenes), karyofilen (caryophylene) dir. Bitki bu maddelere ek olarak bakır ve demir mineralleri ile tanenler, protein, yağ asitleri ve A, C, E vitaminleri de içermektedir. Ayrıca bitkinin, etken maddelerinin sinerjik etkisi (birlikte oluşturdukları etki) sayesinde bedenin savunma sistemini (Bağışıklık sistemi) güçlendirerek enfeksiyon tedavilerinde yardım sağladığı da bulundu. Bitkinin tedavi alanındaki değeri öncelikle bu iki özelliğinden kaynaklanmakta olup; bu yüzden araştırmaların çoğu bitkinin bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi üzerine yoğunlaşmıştır. Bağışıklık sistemini uyaran en önemli maddeler ise; T-hücrelerinin ( T- Lenfositler) üretimini ve diğer doğal öldürücü hücrelerin etkinliğini arttıran poli-sakkaritler’ dir. Ayrıca, poli-sakkaritler’ in doku yenilenmesini hızlandırdığı ve iltihaplanmaları azalttığı da bilinmektedir. Yağda çözünebilen alkilamidler (alkylamides) ve bir kafeik asit glikosidi olan echinacoside maddesi de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine katkıda bulunmaktadır. İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar; Koni Çiçeği’ nin akyuvarların (Beyaz kan hücreleri – Lökosit) sayısını yükselttiği, onların enfeksiyon bölgesine hareketlerini (göçünü) hızlandırdığı ve böylece bakteri, virüs ve diğer yabancı mikro-organizmaların yok edilmesine yardımcı olduğunu göstermiştir. Aslında bu bitkiye en duyarlı hücreler; akyuvarlar, T-Lenfositler (Hücresel Antikor), doğal öldürücü hücreler (Natural killer cells) ve makrofajlar’ dır. Bilindiği gibi makrofajlar; vücudun atık toplayıcıları olup, vücuda giren mikro-organizmaların dokulara yayılmasını önler ve lenf sistemini korur. Doğal öldürücü hücreler ise bu adı kanserli veya virüs enfeksiyonlu hücreleri yok ettiği için almıştır. (Kronik yorgunluk sendromunda bu hücrelerin aktivitesi düşüktür.). Bu nedenle Koni Çiçeği, kronik yorgunluk sendromunda da fayda sağlayabilmektedir.

Kullanildigi yerler: Kurutulmus rizomlari hamur islerinde kullanilir. Bu rizomlardan elde edilen yag sari sividir. Serinletici olup, kâfur benzeri kokuya sâhiptir. Kurutulmus rizomlari ve türevleri acimtrak aromalidir. Havlıcan kökü, mesrubatlarda, dondurma, sekerlemeler, tarim ürünleri, çikolata çesitlerinde kullanilabilir. Rizomlari ayrica zencefil gibi baharat olarak da kullanilir. Tibbî faydasinin çok oldugu bilinmektedir. Kaynatilan suyu bir miktar içilirse mîde agrilarina, romatizma ve kulunca iyi gelir. Bel gevsekligi, çocuklarin yatagi kirletmesini önler. Balgam söktürür, tükürük ifrâzâtini arttirir. Agiz kokusunu giderir. Mafsal agrilarina ve mîde eksimesine iyi gelir.

Maranki’den domuz gribine karşı kara üzüm özü tavsiyesi

Domuz Gribi Jellerinin Zararları

Annesinin domuz gribi korunması için eczaneden alıp çantasına koyduğu antibakteriyel el temizleme jeli gözüne sıçrayan 7 yaşındaki küçük kız kornea hücrelerinin erimesi sonrası görme yetisini kaybetti.
Ali BALCI ve Erdoğan YAPIK’ın haberi

Olay geçen cuma günü yaşandı. Söz konusu jeli kızının okul çantasına koyan anne İffet B., nasıl kullanması gerektiğini de anlattı. İstanbul Ak Umut Koleji birinci sınıf öğrencisi küçük D., okula gittiğinde diğer arkadaşları gibi annesinin çantasına koyduğu jeli kullanmak istedi. Ancak kutunun kapağını açmak isterken jeli gözüne sıçrattı. Alkol bazlı kimyasal madde içeren jel, küçük kızı acı içinde bıraktı. Öğretmenleri hemen küçük kızın yüzünü yıkayıp annesine haber verdi.

SAĞ GÖZDEN KORNEA HÜCRESİ

Gözündeki acı gitmeyen ve görememeye başlayan küçük kızın sol gözünün kornea hücrelerinin jeldeki alkol bazlı kimyasal maddeden dolayı eridiği belirlendi. Küçük kızın sol gözü olaydan sonra hiçbir müdahaleye cevap vermedi. Ancak önceki gün kornea hücrelerinde az da olsa iyileşme görüldü.

Doktorlar sol gözü kurtaramazsa, küçük kızın sağ gözünden alınan kornea hücreleri ya da kornea nakliyle görmesi sağlanacak. Anne İffet B., Sağlık Bakanlığı’nın izniyle yasal olarak satılan el temizleme jeli aldığını anlatarak, “Jelin üzerinde çocuklardan ya da göz temasından uzak tutun uyarısı yok. Bütün eczanelerin raflarında bu jeller satılıyor ve hiçbir uyarı yok. Başımıza gelenleri bilen eczaneye tekrar gittiğimde hâlâ aynı jeli sattıklarını görünce, ‘Neden hâlâ satıyorsunuz?’ dedim. ‘Yasal iznimiz var satıyoruz’ dediler. Jeli üreten firma hakkında dava açacağım” diye konuştu.

Küçük D’nin okulundaki öğretmenler ise diğer öğrencilerde bulunan jelleri topladı. Küçük kızın doktoru Alp Kayıran da yüksek oranda alkol ve kimyasal madde içeren sıvı maddelerin küçük çocuklardan uzak tutulması gerektiğini vurguladı.

UZMAN GÖRÜŞÜ

Prof. Ahmet Temel: “Bu jellerin hepsi alkol içerir. Nasıl kolonya göze kaçınca yakarsa, aynı şekilde yakar. Bütün ilaç, solüsyon ve deterjanların üzerinde, ‘Gözden uzak tutulması gerektiği’ yazar. Yazmıyorsa da anne babanın bunu bilmesi gerekir.”

‘7 yıldır hiç şikâyet almadık’

JELİ üreten şirketin sahibi Nuri Ölçer, şu ana kadar hiç şikâyet almadıklarını belirtip şöyle dedi: “Bazı yetkililer katıldıkları programlarda ellerine jel sürmeye başladı. Vatandaşlar da bu jelleri ilaç olarak algıladı. Piyasada karaborsa oluştu, alıcılara mal yetiştiremiyoruz. Biz 7 yıldır bu ürünü üretiyoruz, hiçbir şikâyet gelmedi. Bizim ürünler, etil alkol, karbofol ve esans maddelerini içeriyor. Gözle temas halinde bir süre yanma olur ama asla zarar vermez. ‘Çocuklardan uzak tutun’ yazılmak zorunda değil ama biz yazıyorduk. Ancak son 2 aydır karaborsa yaşandığı için ambalaj konusunda sıkıntı çektiğimizden bu yazılar yazılmadı.”
Kaynak:
SABAH

Bebeklerde Beyin Gelişimi

Türkiye’de yeni kullanılmaya başlanılan ”General Movements yöntemiyle, bebeğin 28. haftadan 56-58. haftaya kadar yaptığı hareketlerin özel bir teknikle takip edilerek, beyin gelişiminin sağlıklı olup olmadığını tespit edilebiliyor.
Eskiden iki yaşına gelinceye kadar çocuğa kesin tanı konulamazken, yeni yöntem sayesinde erken tanı ve erken rehabilitasyon tedavisi sayesinde çocukların motor-mental gelişimleri destekleniyor.

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Kıymet İkbal Karadavut, çocuklarda serebral palsi (SP) diye tanımlanan gelişimsel bozuklukların erken yaşlarda tespit edilmesinin çok zor olduğunu, ilk aylarda gelişim bozukluğu tanısının konamayacağını ve hatta iki yaşına kadar kesin tanı yapılamadığını söyledi.

Gelişim bozukluğunda erken tanının, erken dönemde rehabilitasyona olanak verdiği için önemli olduğuna işaret eden Karadavut, erken başlayan rehabilitasyonla spastik çocukların motor-mental gelişimlerinin daha iyi olduğunu bildirdi.

-”YÖNTEMLE, HAREKETLERİN KALİTESİNE BAKIYORUZ”-

Bebeklerde nörolojik sorunlar açısından gebelik takibinin çok önemli olduğunu vurgulayan Karadavut, ikiz gebelik, erken doğum, sağlık durumunun riskli olabileceği öngörülen bebekler ile doğumda gelişebilecek komplikasyonların bebekte nörolojik bozukluklara yol açabileceğini anlattı. Karadavut, bu bebeklerin ilerleyen yaşlarda yürüme, oturma sıkıntıları, beyin felci, el ya da ayakta tutukluk sorunu yaşayabileceklerini, spastik hareketler gösterebileceklerini belirterek, riskli görülen bebeklere ”General Movements” isimli yeni bir yöntemin uygulanarak erken dönemde tanı ve tedavi imkanının sağlandığını bildirdi.

Yöntemin Avrupa’da çok sık kullanıldığını, ancak Türkiye’de yeni olduğunu anlatan Karadavut, ”Yöntem, Türkiye’de ilk defa Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi’nde uygulanmaktadır” dedi.

General Movements yöntemiyle ilgili olarak eğitimini Hollanda’da tamamlayarak Türkiye’de uygulamaya başlayan Karadavut, 28. haftadan 56-58 haftaya kadar bebekler tarafından yapılan motor hareketlerin kalitesinin değerlendirilmesini sağlayan yöntemle, risk öngörülen bebeklerin hareketlerinin doğum sonrasında ilk günden itibaren takip edildiğini anlattı.

Kimi sağlık sorunları olan gebelerin, erken doğum ihtimali olanların, ikiz gebelikleri olanların, daha önce spastik bir çocuğu olan hamilelerin bebeklerinde gelişim bozukluğu riskinin bulunduğuna dikkati çeken Karadavut, erken dönemde nörolojik bozukluk tanısına olanak veren yöntem hakkında şu bilgileri verdi:

”Tıbbi literatüre göre, bir bebeğe 2 yaşına kadar spastik ya da özürlü olup olmayacağına ilişkin kesin bir tanı yapılamıyor. Bu çocuklarda, her türlü tahlil yapılmasına karşın ancak yüzde 60’lık bir öngörüde bulunulabiliyor. Ancak yeni tanı yöntemiyle yüzde 98 oranında bebeğin ilerde bir sorun yaşayacağı saptanabiliyor. Tüm canlıların beyninde 4 aya kadar devam eden bir nöron ağı vardır. Bu ağ, 4. aydan sonra yok oluyor. Nöron yumağı, 4 ay boyunca bebeğin yapması gereken bazı hareketleri tetikliyor. Bu hareketlerin de sağlıklı çocuklar da birbirine benzer kalitede olması gerekiyor. Bizler de bu yöntemle, hareketlerin kalitesine bakıyoruz.”

-”REHABİLİTASYON İLE BEBEKTEKİ ÖZÜR ORANI AZALTILIYOR”-

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Karadavut, anne babaların bebeklerinin vücut hareketlerine karşı doğumdan itibaren duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Örneğin, erken doğan (prematüre) bebekler, kafalarını tutamayacakları için bir yatırıldığında kaba, yılan gibi kıvrılır şeklinde hareket etmelidir. Bunu yapamayan bebeklerin nörolojik gelişimi takip edilmelidir. 40. haftadaki bebeklerin ise kolunu, ayağını kendine çeker gibi ve içe dışa döndürerek hareket ettirmesi uygundur. Göbeğini ve kalçasını kabaca oynatması gereklidir. 2 ve 4 aylık bebeklerin ise ellerini, parmaklarını ve bileklerini dans eder gibi oynatması, kıvırması uygundur. Bebeklerin hareketlerinin 4. aydan sonra amaca yönelik olmalıdır. Çıngırağı tutmaya, anneye uzanmaya çalışmalıdır.”

Sağlıklı bir bebeğin başını tutabildiğini, oturma dengesini tutturabildiğini ve emekleyebildiğini ifade eden Karadavut, ”Spastik olan bir bebek ise bu tür eylemlerin hiçbirini yapamaz. Çünkü, bebek başını tutamadığı için beyni de bir süre sonra bunu doğru olarak kabul eder ve başı dik tutmayı öğrenemez. General Movements yöntemiyle, sorun olacağı tahmin edilen bebeğe normal duruş ve pozisyon öğretilip, beynin anormali öğrenmesine izin vermeden doğruyu öğrenmesi hedefleniyor” diye konuştu.

Karadavut, çok belirgin anormal tanısı konulan bebeklerin, hastanede yattıkları süre boyunca rehabilitasyon programına alındığının altını çizerek, rehabilitasyon ile bebekteki özür oranının azaltılmasına çalışıldığını, doğru hareketleri yapması öğretilen bebeklerin, ileride daha kolay beceri kazanabildiklerini sözlerine ekledi.

Kaynak:
Haber7.Com
AA

Domuz Gribi Aşılarını Kimler Yapmalı

İstanbul Tabip Odası, Türkiye’ye gelecek olan domuz gribi aşısının bugüne kadar beş bin kişi üstünde denendiğini ve çok önemli görünebilecek bir yan etkisinin bulunmadığını açıkladı.
İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdiken, risk grubunda olan insanların aşı olması gerektiğini belirterek, ”Türkiye’ye gelecek olan aşı bugüne kadar beş bin kişinin üzerinde denendi. Kabul edilemez bir yan etkisine de rastlanmadı” dedi.

İstanbul Tabip Odası’nda yapılan basın açıklamasında konuşan Demirdiken, yan etkisi bulunmayan ilaç olmadığını, H1N1 için üretilen aşının da yan etkilerinin olacağını, ancak bu yan etkilerin aşının sağlayacağı yarar karşısında ihmal edilebilir düzeyde olması gerektiğine dikkat çekti.

Demirdiken, ”Oda olarak, aşıyla ilgili bilimsel gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Türkiye’ye gelecek olan aşı bugüne kadar beş bin kişinin üzerinde denendi. Kabul edilemez bir yan etkisine de rastlanmadı” şeklinde konuştu.

Salgının yaygınlaşmadan önce aşılamanın belli risk gruplarında salgının hafifletilmesi bakımından fayda getireceğinin aşikar olduğunu ifade eden Demirdiken, Türkiye’de saptanan vaka sayısının 480 civarında olduğunu, hastalığın yaygın olmasının ölüm oranın yüksek olduğu anlamına gelmediğini kaydetti.

Demirdiken, özellikle hamile, aşırı kilolu ve kronik hastalıkları olanların risk grubunda olduğunu ifade ederek, ”Özelikle altı aydan 24 yaşa kadar olanlar, altı aydan küçük bebeklere bakanlar, hamileler, 24-65 yaş arasında kronik hastalığı olanlar ve sağlık çalışanlarının aşı olması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

H1N1 virüsünden korunmanın en etkin yolunun ellerin yıkanması olduğunu ifade eden Demirdiken, öksürürken ve hapşırırken ağız ve burnun kapatılması gerektiğini, sokakta maske takıp gezecek kadar sorunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

Vakanın görüldüğü okulların kapatılması yerine lokal çözüme gidilmesi gerektiğini vurgulayan Demirdiken, yurt dışında okulları komple tatil etmek yerine vakanın görüldüğü sınıftaki öğrencilerin evlerine gönderildiğini, aksi taktirde bunun önünün alınamayacağını belirtti.

Yaklaşan kurban bayramında insanların bayramlaşmak için çok fazla temas halinde olacağına vurgu yapan Demirdiken, herkesi hem kendisini hem de başkalarını korumak için daha dikkatli olmaya çağırdı.

AA
Kaynak:
Haber7.Com

Domuz Gribinde Akciyerin Önemi

Memorial Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Dr. Füsun Soysal, ”Domuz gribine karşı alınacak en önemli tedbir, akciğerlerin güçlendirilmesidir” dedi.
Dr. Soysal, yaptığı yazılı açıklamada, domuz gribine karşı güçlü akciğerlere sahip olmanın yollarını anlattı.

Domuz gribinin ölümcül olmasının en önemli nedeninin, hastayı birkaç saat içinde bile solunum yetmezliğine götürmesi olduğunu belirten Dr. Soysal, bu nedenle domuz gribine karşı alınacak en önemli tedbirin, akciğerlerin güçlendirilmesi olduğunu vurguladı.

Dr. Soysal, güçlü akciğerlerin bu hastalık ile daha kolay savaştığını ve kolay kolay da yenilmediğini dile getirdi.

Domuz gribi, mevsimsel griple aynı belirtileri gösterse de vücuda girip güçsüz bir bağışıklık sistemi ile karşılaştığında önce solunum hücrelerinde hasar oluşturduğunu, sonra da hastayı solunum yetmezliğine götürerek ölümüne sebep olduğunu anlatan Dr. Soysal, virüsün aynı zamanda vücudun bağışıklık sistemini de uyardığını ve iltihaplanma yapan birçok kimyasal madde üretilmesine neden olduğunu belirtti.

Dr. Fusun Soysal, bu kimyasal maddeler zaten hasarlı solunum sistemine ulaşınca, solunum yollarının tıkandığını, vücudun oksijen alamaz hale geldiğini ve solunum yetmezliği geliştiğini anlattı.

Grip ve domuz gribinin, solunum yolu ile bulaşan hastalıklar olduğundan mikroplar hava yolu ile alındığında direkt olarak akciğerleri tuttuğunu dile getiren Dr. Soysal şunları kaydetti:

”Burun ve geniz akıntısı da olduğu zaman akciğerler çok çabuk etkilenir ve bronşlar iltihaplanır. Akciğer hastalıklarının hepsi genelde düşük dirençli olan kişileri yakalar. Böbrek hastaları, karaciğer hastaları, iki yaşın altındaki çocuklar, 65 yaş üstü kişiler, şeker ve kalp hastaları ile astım, bronşit, KOAH gibi kronik akciğer hastalar ile daha önce tüberküloz olup akciğerleri zarar görmüş kişiler domuz gribine yakalanma riski açısından yüksek risklidir. Bu hastalıklara stres faktörü de eklendiğinde hastalık böyle kişileri çok kısa sürede ölüme götürür.

Domuz gribi virüsü, ilaca dayanıklı ve antibiyotiklere yanıt vermeyen özelliğe sahiptir. Burun akıntısı, geniz akıntısı, ateş ve öksürük ortaya çıktığında, bu belirtiler 3 günden fazla sürdüğünde ilerisi için çok tehlikesi olabileceğinden, hastaların çok gecikmeden bir hastaneye başvurmaları çok önemlidir.”

GÜÇLÜ AKCİĞERLER İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Dr. Soysal, sağlıklı ve güçlü akciğerler için kesinlikle sigara içilmemesi gerektiğini belirterek, haftada en az bir kez kırmızı, 3-4 kez beyaz et tüketilmesini tavsiye etti.

Meyve sebze ağırlıklı beslenmenin önemine değinen Dr. Soysal, C vitamini içerikli portakal, mandalina, kivi, greyfurt, elma, nar, grip açısından çok önemli meyveler olduğunu dile getirdi.

Dr. Füsun Soysal, açıklamasında şu tavsiyelerde bulundu:

”Bronşların kurumasına izin vermeyin. Bunun için günde 2.5 litre su için. Bitki çayları, ıhlamur, papatya çayı, bronşların kuru kalmasını engelleyen grip karşıtı içeceklerdir. Sabahları ılık süte bal karıştırarak için. Günde en az iki kez zencefil çayı için. Alkolü sınırlandırın, çok fazla tüketilen alkol genel vücut direncini ve akciğerlerin mikroplara karşı direncini düşürür. Alkolü haftada bir iki kadeh ile sınırlandırın. Kesinlikle soğuk su içmeyin. Dondurmayı bilinçli ve dikkatli tüketin.

Düzenli spor yapmak, akciğer sağlığı için çok önemlidir. Soğuk havalarda oynanan mücadele sporlarından kaçının. Yürüyüş, yüzme ve tenis, akciğer dostu sporlardır. Kışın spor için kapalı ortamları tercih edin. Spor yapan kişilerin domuz gribini atlatma şansı çok yüksektir. Bu nedenle mutlaka spora zaman ayırın. Düzenli spor ile birlikte akciğer sağlığı için düzenli uyku da çok önemli. Bu nedenle günde en az 7 saat uyumaya özen gösterilmelidir.”

Kaynak:
Haber7.Com
AA