Hava Kirliligi ve Kirlenmesi Nedenleri

Hava Kirlenmesi ve Hava Kirliliği Nedir

Asit Yağmurları

Artan sınayileşme ve yaşama standardı katı, sıvı ve gaz şeklindeki artık ve atık­ların üretimine ve atmosfere gönderilmesine yol açtı. Bu çöpler havanın kirlenme­sine neden oldu. Eğer zararlı maddeler hayvan, bitki, insan ve taşınmazlara zarar vere­cek veya bu zarara neden olacak yoğunlukta havaya atılırsa BİR HAVA KİRLEN­MESİ’nden söz edilir

Havayı kirletici maddelerin zararları, insan sağlığını tehdit eden düzeye ulaşır. Hava kir­lenmesinin milli ekonomiye getirdiği olumsuzluk yılda tril­yonlarca lira düzeyindedir.
S02 gibi atık gazlar hava­nın nemi ile temas edince asi­de dönüşür. Bu da ASİT YAĞ-MURU’na yol açar. Asidite derecesi olarak alınan pH değeri, asit yağmurlarında artar ve 3-4 arasındadır. Doğal pH değerinin 5,6 olduğundan hareket edilirse, asit bakımından yüksek olan yağmurdaki asidite miktarının 100 misli arttığı görülür. Asit yağmuru korozyonla (=aşmma) eşyalara, diğer yandan da toprak ve suya olumsuz etki yapar.

Hava Kirlenmesinin Lokal Etkileri ve Hava Kirliliği Sonuçları

Bir insan günde 26 000 kez solur. Bu durum hava kirlenmesinin insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Trafik, endüstri, enerji santralları ve yaşama alanlarının ısıtılmasından kaynaklanan hava kirletici unsurlar, çevremizde önemli kirleticilerdir.
Yerleşim alanlarının üzerinde oluşan sis bulutları güneş ışımasının bir bölü­münü ve özellikle ultraviyole kısmını emer. UV ışını eksikliği güneşin hastalık yapıcıları yok etme özelliğini azaltır ve deride D vitamininin oluşumu engellenir. Bazı büyük şehirler (Ankara, Bursa, Denizli, İstanbul) coğrafik konumlan sonucu duman (=smoke) ve sis (=fog)in karışımı ile oluşan “SMOG’un etkisi altındadır. Smog kış aylarında yüksek hava basıncında normal hava tabakalarına karşı, hafifçe ısınan havanın, ağır ve soğuk hava tabakaları üzerinde birikmesi ile oluşur. Havanın bu tabakalı yapısı İNVERZİYON’u yapar.

İnverziyon varken üst ve alt hava tabakaları arasında hiç sirkülasyon olmaz. Havadaki inversiyon durumu uzun sürer­se eksoz gazları, kalorifer ve fabrika bacalarından çıkan sağ­lığa zararlı maddeler zemine yakın hava tabakalarında biri­kir. Bu maddeler özellikle kalp, damar ve solu­num yolları hastalarında öldü­rücü etki yapar. Smog sonucu solunum zorluğu, baş ağrıları ve bulantı görülür. Küçük ço­cuklarda da boğmaca türü ök- sürük ve soluk ama gibi tehlikeli durumlar izlenir. Bu hastalığa YALANCI KUŞPALAZI denir. Hatta smoğa bağlı ölüm olayları da görülmüştür. Örneğin ellili yıllarda bu nedenle Londra’da 5 500 kişi ölmüştür. Hava­daki zararlı maddelerden S02 ve diğer bazı maddelerin Dünya Sağlık Örgütünün hoş-gördüğü değerleri aşarsa, SMOG ALARMI adı altında bir dizi önlemler alınır. Böylece AKCİĞER KANSERİ ve SOLUK BORUSU KANSERİ ne de yol açan maddelerin etkinliği azaltılmış olur. Egzos gazında bulunan kanserojen maddelerden BENZİPİREN smoglu havada çok etkilidir. Smog alarmı alınırken, araçların kul­lanılmaması; kaloriferlerin yakılmaması; fabrikaların bacalarına filtre takılması gibi önlemler gündeme gelir. 1989-90 kışında, gerek Ankara ve gerekse Bursa’da bu tip ikinci dereceden önlemlere sık sık başvurulmuştur.

Hava sigara dumanı ile de kirlenir. Bundan sigara içenlerin yanında içmeyenler de zarar görür. Bu yüzden kapalı ve umuma açık yerlerde birçok ülkede sigara içme yasağı uygulanır.

Sağlığa zararlı havanın etkisini azaltabiliriz. Bunun için kurşunsuz benzin ve katalizatör kullanılma; ısınma, merkezi sistem ve elektrikle ya da doğal gazla yapılmalı; fabrika bacalarına % 98-99 randımanlı elektrofiltre takılması zorunlu tu­tulmalı; yeşil kuşak ağaçlandırılmasının artan bir şekilde sürdürülmesi; şehir merke­zinde eski evlerin yıkılıp yeni yerleşim birimlerinin kesinlikle açılmaması; bunun yerine ulaşım sorunu olmayan banliyö yerleşim düzenine geçilmesi; kitle ulaşım va­sıtalarının artırılıp yeraltı geçiti, tramvay ve benzeri sistemlerin getirilmesi ve geliş­tirilmesi gibi önlemleri sayabiliriz. Sağlıklı bir toplum sağlıklı ve zararsız havayı soluyan bir toplumdur kuralını, her yerde geçerli kılmak hepimizin görevi olmalıdır.

Hava Kirlenmesinin Genel Etkileri

Fosil yakıtların yoğun kullanımı ve bakir ormanların yakılması sonucunda at­mosferde 1850 yılında 280 ppm olan C02 miktarı bugün 335 ppm’e çıkmıştır. Bil­gisayar model hesaplamalarına göre 2030 ve 2080 yılları arasında havadaki C07 mik­tarı iki misli, yani 500 ppm olacaktır. Yerküreden yansıyan sıcaklığın geri tutulması COz’nin önemli bir özelliğidir. Bu SERA ETKİSİ’ne neden olur. C02 miktarının iki katına çıkması model hesaplamalarına göre çok yaygın, yöresel; ama atmosferin farklı bir şekilde ısınmasına neden olacaktır. Bu sıcaklık artışı 1,5-4,5 kelvin kadar olabilecektir. Kanada ve Rusya’nın tarım için bugün kullanmadığı bölgelerde tahıl yetiştirilebilecektir; ama günümüzün TAHIL AMBARI diye bilenen bölgeleri de ku­ruyacaktır.Yerkürenin buz örtüsü azalacak ve buna bağlı olarak deniz seviyesi yük­selerek taşkın ve seller görülecektir. Bu şimdiye kadar okyanusların yüksek sıcaklık kapasitesi ve yüksek C02 depolama özelliği sayesinde büyük ölçüde engellenmiştir. IKLtM DEĞİŞMELERİnin ileride olup olmayacağı toz birikimi, bulut, nem ve atık gaz yüzünden atmosferin geçirgenliğinin azalması ve diğer etmenlere bağlıdır.

Hava Kirliliği Sebepleri

Havayı Kirleten En Önemli Maddeler

Kükürtdioksid (S02)

S02 kömür ve petrol ürünlerinin yanması ile oluşur. Kükürdün SO, ve S03′e oksidasyonu ile su buharı havada kükürt asitlerini oluşturur. Bunlar da asit yağmurlarına neden olur.

2SO, + Oz + 2H20 -> 2H2S04

H2S04 + CaC03 -> CaS04 + H20 + C02

Havadaki kükürt asitleri tarihi mermer taşları hatta bronz heykeller gibi metal­lere de etki yapar.

Karbonmonoksid (CO) ve hava kirliliği slayt

Taşıt ve ısıtma sistemlerindeki yanıcıların, tam yanmaması ile oluşur. CO he­moglobin ile bağlanarak 02 naklini bloke eder. Çok az miktarı bile organların işlevini engelleyebilir.

Azot Oksitleri (NO, N02)

Her türlü yanma işleminde ve özellikle taşıt trafiğinde oluşur. Azot oksitleri solunum organlarına zarar verir. Sinir zehirleri olup orman ölümlerinde de etkilidir

Tozlar

Endüstriyel kaynaklı olup bacalardan çıkar. Bunlar civa, kadmiyum, kurşun gibi zehirli maddeleri; is, asbest ve diğerlerini içerir. Gözlere zarar verir, akciğer kan­serine yol açar ve deride döküntü yapar.

Hidrokarbonlar (Benzipiren ve Dioksin)

Araba yakıtları ve ısınma sistemlerindeki madde ya da ara kimyasal madde olarak oluşurlaı Bunlar kalıtsal hastalıklara ve kansere neden olabilir.

Categories: Uncategorized

Cocuklarda Sik Sik Aglayarak Uyanma

Çocuklar niçin geceleri sık sık uyanırlar?

Çocuklar geceleri uykularından bazen kâbus gördükleri için bazen de anne babaları ile birlikte olmak amacıyla uyanırlar. Gece uyan­maları en sık iki ile dört yaş arasında görülür. Gece uyanan çocu­ğun tekrar uyuyabilmesi için genellikle ebeveyni tarafından tekrar uyutulmaya, yeniden uykuya dönebilmesi için yardıma ihtiyacı vardır.

Bebeklerde ağlayarak uyanma

Bazı anne babalar çocukları gece uyandığında yalnızca çocuklarına ses­lenerek uyuması çağrısında bulunurlar, bazı anne babalar çocuklarının yatağı­na giderek onun uyumasını beklerler, bazı anne babalar ise çocuk uyandığın­da yeniden uyuyabilmesi için onu ya­taklarına alırla . Anne babanın çözümü ne olursa olsun önemli olan tutarlı olmasıdır. Bir gece çocuklarını uyuması için yatakları­na alırlarken, ertesi gece çocuklarının kendi kendine uyumasını beklememelidirler.

Geceleri çocukların uykularının bölünmesi oldukça yaygındır. İki yaşındaki çocukların %20*sinin, üç yaşındaki çocukların %14′-ünün, sekiz yaşındaki çocukların ise %8′inin geceleri uykuları bölünür. Bazı çocuklar geceleri sık sık uyanıp ağlayarak anne baba­larının ilgisini isterlerken, bazı çocuklar gece boyunca bir ya da iki kez uyanıp sadece yeniden uykuya dalmakta zorluk çekebilirler. Çocukların büyük bir bölümü de gece uyanarak sessiz bir şekilde anne babalarının yataklarına gidip uykularına onların yanında de­vam ederler.

Çocuklar da yetişkinler gibi zaman zaman uykuya dalmakta ya da gece boyu uykuları hiç bölünmeden uyumakta zorlanabilirler. Bunun nedeni kulak iltihabı, besin alerjisi gibi fiziksel problemler olabileceği gibi, kaygı, korku, heyecan gibi nedenler de olabilir. Eğer çocuğun geceleri uyanması süreklilik gösteriyorsa burada yerleşmiş olan yanlış bir uyku alışkanlığından da söz etmek müm­kündür.

Çocuğun uykularının sorunlu olması aile içinde büyük sıkıntı yaratır. Çocuğunda uyku problemi olan anne babalar yeterince uyuyamadıkları için gün içinde gergin hatta öfkeli olabilirler. Bu durum ebeveynin gün içindeki davranışlarını da etkiler. Sadece ço­cuğun değil ebeveynlerin de dikkatlerini toplamaları, yaptığı işe yoğunlaşmaları zorlaşır. Hoşgörüsü azalan ebeveynlerin birbirleri ile olan ilişkilerinde de çatışma yaşanabilir. Genellikle anne baba­lar çocuklarının problemleriyle ilgili olarak birbirlerini sorumlu tut­maya hatta suçlamaya eğilimli olduklarından, çocuğun uyku prob­leminden anne baba arasındaki ilişki de olumsuz olarak önemli öl­çüde etkilenebilir. Çocuğun uyku problemi tedavi edildikten sonra, anne babalar çok daha az stresli olurlar ve çocuklarına çok daha az kızarlar.

Çocuklarda görülen uyku problemlerinin aşılması genellikle uzun zaman alan bir süreç değildir. Problemin çözümü birkaç haf­ta içinde gerçekleşebilir. Uyku probleminin aşılabilmesi için anne babanın belirli bir tutum konusunda anlaşmaya varmaları gerekir. Anne ve baba birlikte ortak bir tutum belirlediklerinde ve bu tutu­ma uygun tutarlı davranışlar sergilediklerinde birkaç hafta içinde çocuk kendisine sunulan uyku düzenini kabul edecektir.

Categories: Uncategorized

Kurutulmuş sebzeler köyden kente indi

Kurutulmuş sebzeler köyden kente indi

Kurutulmuş sebzeler köyden kente indi

SEVİNÇ ÖZARSLAN
“Yazın konserve yapmadım, dipfrize de sebze koymadım. Ben şimdi ne yemek yapacağım?” diye dertlenmeyin. Artık yaz sebzelerinden yapılmış nefis sofralar kurabilirsiniz. Nasıl mı?

Anadolu insanının yıllardan beri mutfağından eksik etmediği kuru sebzeler büyük şehirlerde trend oldu. Köylü kadınların yazın evlerinin balkonunda kuruttuğu patlıcanlar, fasulyeler, biberler, kabaklar, bamyalar, domatesler; kentlerde çarşılarda, baharatçılarda, semt pazarlarında hatta bazı büyük marketlerde satılıyor. Sağlıklı beslenme bilinci sayesinde kışın üretilen hormonlu sebzelerin yerini artık kurutulmuş yiyecekler aldı. Kuru sebzelerin trend olmasında sağlıklı ve lezzetli olmasının yanı sıra kolay pişmesinin de önemli payı var.

Kurutulmuş sebzeler geleneksel Anadolu mutfağının bir parçası. Özellikle doğu ve batı bölgelerinde yaz aylarında her evin balkonunda iplere dizilmiş sıra sıra patlıcanlar, fasulyeler, biberler, kabaklar, bamyalar kurutulur, kış gelince de dolması, kavurması yapılır ya da çeşni olarak yemeklerde kullanılır. Bir de kışa hazırlık için konserveler kurulur(du). Boy boy kavanozlara kurulan konservelerle kilerler dolar taşar(dı). Derin donduruculu buzdolapların çıkmasıyla konserve geleneği bir nebze rafa kalkmış olsa da sebzeler hâlâ kurutulmaya devam ediyor. Anadolu insanının yıllardan beri mutfağından eksik etmediği kurutulmuş sebzeler, büyük şehirlerde son yıllarda keşfedildi, daha doğrusu kadınlar tarafından mutfaklarda daha çok kullanılmaya başlandı. Sağlıklı beslenme kültürü ve seralarda yetişen yaz sebzelerinin kışın reyonlarda satılması, hormonlu yiyeceklerin zararlarının herkes tarafından iyice ezberlenmesi bu trendde büyük rol oynuyor.

Beşiktaş’taki Kırkambar, şifalı otlar ve baharatlarıyla tanınan bir dükkan olmasına rağmen birkaç senedir kurutulmuş sebzelere de raflarında önemli ölçüde yer ayırıyor. Sahibi Bahri Kılıç, kurutulmuş sebze sektörünün son yıllarda çok geliştiğini, iç piyasada ve yurt dışından bu sebzelere büyük bir talebin olduğunu söylüyor. Sebzelerin trend olmasında önemli etkenlerden biri de mutfakta hem kolaylık sağlaması hem de zamandan kazandırması. Patlıcanı, kabağı birkaç dakika suda haşla, içini doldur, dolma yap ya da kavurup yoğurtlu sosla karıştırıp hemencecik masanı donat… Ayıklanması epeyce zaman alan taze bamyanın yemeğini, kuru bamya ile yapmak ise çok pratik. Kurutulmuş hazır vitaminli bu sebzelerin cazip bir damak tadı sunması da işin en keyifli kısmı. Bu sebzelerin yanı sıra bir de çorbalara, makarnalara, pilavlara garnitür olarak kullanılan kurutulmuş toz sebze karışımı var. Bahri Kılıç, 15 çeşit sebzenin bir araya getirilmesinden oluşan bu karışımı piyasaya ilk kendisinin tanıttığını söylüyor. Kırmızı pancar, havuç, domates, biber, kabak, patlıcan, pırasa, yeşil soğan, kuru soğan, dereotu, maydanoz, nane, brokoli, kereviz ve sarımsaktan oluşan bu karışımı Kılıç’a göre en hamarat kadın bile, bir araya getirip aile fertlerine sunamaz.

Sebzeler nasıl kurutuluyor?

Güneş enerjisiyle balkonlarda kurutulan sebzeler, fabrikalarda özel fırınlarda “şok kurutma” yöntemle kurutuluyor. Güneş ısısı ile kurutulan gıdaların, fırınlarda kurutulan sebzelere göre besin değeri daha yüksek. Ancak teknoloji buna da çare bulmuş. Her sebze ayrı fırınlarda kuruluyor; çünkü her bir sebzenin vitaminlerini kaybetmemesi için farklı bir kuruma ısısı var. Yenice Gıda Pazarlama şefi Recep İpek yapılan işlemleri şöyle aktarıyor: “Ürün tarlalardan alındıktan sonra ayıklanıyor, su dolu havuzlarda el değmeden yıkanıyor. Daha sonra raylı sistemlerle 40 tavalık elektrikli fırınlara veriliyor. Her ürünün besin değerini kaybetmeden kuruması için belli bir sıcaklık derecesi var. Gerekli sıcaklığa ulaşıp sebzeler kuruyunca fırın otomatik olarak ürünleri dışarıya çıkarıyor. Böylece besin değerleri aynen korunuyor.” Kurutulmuş sebzeleri İstanbul’un hemen her yerinde yavaş yavaş çoğalan Malatya-Elazığ pazarlarında, mahalle aktarlarında, Mısır Çarşısı’nda ve civarında bulabilirsiniz.

Çerezlerin yerini de kuru meyveler aldı

Kış akşamlarının en vazgeçilmez yiyeceklerinden biri de hiç şüphesiz çerezler. Çekirdek, ceviz, fındık, fıstık ve bademin her türlüsüne çayın yanında kimse yok demez. Ama bir yandan sivilcelerle problemi olanlar ya da kolesterol ve kilolarıyla baş edemeyenler için çerezler pek cazip bir yiyecek olarak görünmüyorlar. Onların yerini yine aktarlarda ve özellikle Mısır Çarşısı’nda satılan meyve kuruları aldı. Yani kış akşamlarının çerezi, kurutulmuş meyveler oldu artık. Çünkü muzdan kiviye, hindistancevizinden mangoya kadar pek çok meyvenin kurutulmuşunu bulabiliyorsunuz. Özel yöntemlerle kurutulduğu için besin değerini koruyan bu meyveler renkli görünümleriyle de iştah kabartıyor. Dut, erik, üzüm, incir gibi zaten yıllardan beri kurutulan bu meyvelere yeni eklenenler arasında çilek, ananas, elma, kavun, erik, yaban mersini, fezalist, zencefil, papaya, kumkuat, mango, guava var. Kumkuat ve guava gibi adını hiç duymadığınız ‘bu meyveler de ne’ diyebilirsiniz. Kuru meyvelerin pek çok Uzakdoğu ülkelerinden ithal ediliyor.

***

Kurutulmuş sebzelerde C vitamini dışında bütün vitamin ve mineraller bulunur

Beslenme Uzmanı Taylan Kümeli: Kurutulmuş meyve ve sebzeler, içerdikleri yüzde 80-95 oranındaki suyun yüzde 10-20 oranlarına düşürülmesi ile elde edilirler. ‘Kurutma’ işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün minerallerin korunduğu kuru meyve ve sebzeler, vücudu yüksek antioksidan potansiyelleri ile öncelikle serbest radikallere karşı korurlar. Sebze ve meyveler vitamin ve minerallerin önemli kaynaklarıdır. Vitamin ve mineraller hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayan, vücutta metabolik süreçlerin normal devam edebilmesi açısından gerekli olan, enerji dengesinde rol alan, eksikliklerinde ciddi sağlık problemlerine yol açabilen önemli besin öğeleridir. Her biri farklı özelliklere sahip olan vitamin ve minerallerden tam yararlanmak için besinlerin saklama, hazırlama ve pişirme şartlarına dikkat edilmelidir. Sebzeleri oda ısısında ve oksijenle temas edecek şekilde bekletmek vitamin kayıplarına neden olur. Yazın bol olan sebze ve meyveler kış mevsiminde de tüketilebilmek amacıyla kurutulmakta, böylece uzun süre bozulmadan saklanabilmektedir. Doğru yöntemlerle kurutulduğunda kış mevsimi için kurutulmuş sebze ve meyveler önemli besinlerdir; ancak direkt güneş ışığına maruz bırakılarak kurutma işlemi yapıldığında besinlerde vitamin kayıpları olur.

pazı dolması tarifi



MALZEMELER
1 bağ pazı ( yarım kilo kadar)
1 kase pirinç
3 adet kuru soğan
2 yemek kaşığı salça
1,5 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı çay kaşığı toz nane
yarım demet maydanoz
1 tatlı kaşığı ekşi
1 yemek kaşığı tuz

YAPILIŞI
Pazılar sapları kesilerek haşlanır,daha sonra süzülür.İçi içinse Üç adet kuru soğan ince dilimlenir sonra maydanoz doğranır doğranan soğanlar içine yağı koyarak tencerede kavurulur kavrulduktan sonra içine salçayı koyarız yıkanan pirinç koyarız üzerine tuzu naneyi ve ekşiyi koyarız ardından maydanozuda kaoyup 2 dakika karıştırarak kavuruz.Daha sonra pazıların içine içi koyarak sararız sardıktan sonra iki kase kaynamış suyu koyarak ocağa koyarız yarım saatte pişirelebilir.Afiyet olsun

Categories: Dolmalar-sarmalar

Nişastalı Poğaça

Güzel bir pazar gününden sevgiler,değişik lezzet arayanlar için çok nefis çıtır çıtır bir poğaça
yosunbukadan ,paylaşımı için çok teşekkürler.
Malzemeler:
125gr oda ısısı tereyağ
1/2 su bardağı sıvı yağ
1/2 su bardağı yogurt
1 su bardağı nişasta
1 yumurta
1 paket kabartma tozu
tuz,aldığı kadar un
İçi İçin:
maydanoz+peynir
Üzeri İçin:
yumurta sarısı
çörek otu
Hazırlanması:
Nişasta ve un hariç kalan bütün malzemeleri iyice karıştırın .yavaş, yavaş nişastayı ilave edin.
sonra un ilavesi ile yumuşak bir hamur hazırlayın.
daha sonra ceviz kadar parça koparıp avucunuz içinde hamuru açın içine maydanoz karışımlı peynir koyup kapatın. yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin, üzerine yumurta sarısı sürüp çörek otu serpin .185derecedeki önceden ısıtılmış fırında pişirin.

Biyolojinin Dallari Nelerdir

Biyolojinin Dalları Nelerdir

Organizma dünyasının çeşitliliği nedeniyle, farklı amaç ve yöntemlerle çalışan biyolojik bilim dalları gelişmiştir.

ANTROPOLOJİ: İnsanla ilgili tüm biyolojik sorunları, onun evrimsel ve bireysel gelişimini, organlarının yapı ve işlevini araştırır. Antropolojinin tıp, eğitim ve endüstri gibi çeşitli alanlar için önemi vardır. Ayrıca toplumbilimsel dallarla yakın ilişki içindedir.

BOTANİK: Botanik ya da Bitkibilim, bitkilerin yapı, yaşama şekli ve yayı­lışını inceler. Genel Botanik de, organizmaların yapısı ile organların işlev ve yapıları (Morfoloji, Fizyoloji) ön planda gelir. Özel Botanik, bitkilerin sistematiği, yayılışı ve sosyolojisini (Taksonomi, Bitki Sosyolojisi, Bitki Coğrafyası) inceler.
Ayrıca Botanikte çalışılan objeye göre adlandırılan bazı alt bilimdalları da vardır. Bunlardan mantarları inceleyene MUKOLOJİ; algleri inceleyene ALGOLOJİ; yosunlan inceleyene BRYOLOJİ; tohumsuz bitkileri inceleyene KRİPTOGAM BOTANİĞİ; tohumlu bitkileri inceleyene PHANEROGAM BOTANİĞİ; ibreli ve kozalaklı bitkileri inceleyene GİMNOSPERM BOTANİĞİ ve çiçekli bitkileri inceleyene de ANGİOSPERM BOTANİĞİ adı verilir.

Biyolojinin Alt Dalları

ZOOLOJİ: Zooloji veya Hayvanbilim, hayvansal organizmaların yayılış, ya­şam şekli ve yapısını inceler. Genel Zooloji, organizmaların yapısı ile organların işlev ve yapısını (Anatomi, Fizyoloji, Embriyoloji) araştırır. Özel Zooloji, hayvanların sistematiği ve yayılışını (Taksonomi, Hayvan Coğrafyası) inceler.
Zoolojide de üzerinde çalışılan objeye bağlı olarak adlandırılan, bazı önemli alt bilim dalları vardır: Bunlardan tekhücrelileri inceleyene PROTOZOOLOJİ; kurt ve halkalı solucanları inceleyene HELMİNTOLOJİ Nedir; eklembacaklıları inceleyene ARTROPODALOJİ; balıkları inceleyene İHTİYOLOJİ; amfibi ve sürüngenleri inceleyene HERPETOLOJİ; kuşları inceleyene ORNİTOLOJİ, memelileri inceleyene de MAMMALOJİ ve insan ırklarını inceleyene ANTROPOLOJİ adı verilir.

MİKROBİYOLOJİ: Bakteri, hayvansal ve bitkisel tekhücreli gibi mikroorganizmaların ve virüslerin yapı, yaşama şekli, yayılış ve taksonomisini inceler. Onların doğada madde çevrimi ve insan için önemini araştırır.

EKOLOJİ: Organizma ve onların çevreleri arasındaki karşılıklı ilişkileri ince­leyen bilim dalıdır. Çevre bir organizmaya etki yapan tüm biyotik ve abiyotik etmenleri kapsar.

Biyolojinin Alt Bilim Dalları

PALEONTOLOJİ: Çeşitli jeolojik zamanlarda yaşamış organizmaları ve o devirlerdeki yaşamın ve canlıların kanıtı olan fosilleri inceleyen bilim dalı olup sistematiğin bir aracıdır.

SİSTEMATİK Nedir: Nesnelerin ortak özelliklerini temel alıp, onları gruplandırır. Her tür sınıflandırması yapılan canlıların adlandırılmasına ise TAKSONOMİ denir. Sistematik yaşayan ve soyu tükenen canlı varlıkları karşılaştıran, tasvir (=betimleme) eden, adlandıran, onları akrabalık derecelerine göre doğal gruplar içine yerleştiren ve böylece doğal bir sistemde toplayan bilim dalıdır.

ETOLOJİ: Davranış Bilimi de denen bu bilim dalı hayvanların davranışını ve onların fizyolojik temellerini inceler. İnsan, “Karşılaştırmalı Etoloji Bilimi’nde araş­tırılır.

MORFOLOJİ (biyoloji bölümleri): Vücudun dış yapısı ile organizmaların yapı ve organların konum ilişkilerini inceler.

ANATOMİ: Anatomi, morfolojinin bir bölümüdür. Organizmanın ayrı ayrı kısımlarını; organ ve dokuların konum ve yapılarını inceler.

SİTOLOJİ Nedir: Hücre ve organellerin yapı ve işlevlerini araştırır.

HİSTOLOJİ: Dokuların yapı ve işlevlerini inceler.

FİZYOLOJİ: Organizmaların hücre, doku, organ ve organ sistemlerinin çalışma ve işlevlerini araştırır. Bu ilişkilerin, hayat olayları ve çevre etmenlerine ba­ğımlılıklarını nedensel bakış açısı ile inceler.

GENETİK (=KALITIM): Ana-baba özelliklerinin döle naklini ve bunu olası kılan yapıları inceler. Genetik bilginin replikasyonu, seksüel olaylarda kombinasyonu ve onların organizmada gerçekleşmesi gibi konularla ilgilenir.

ÜREME BİYOLOJİSİ: Genetik materyalin nakli ve yeni generasyonların oluşumu ile ilgili tüm olayları inceler.

EVRİM: Günümüz organizmalarının oluşumunu inceler. Bunun uzun bir ge­lişim olayına bağlı olduğunu gösterir.

BİYOKİMYA: Biyolojik objelerde kimyasal yöntemler kullanarak, yaşamın biyokimyasal temellerini araştırır.

BİYOFİZİK: Organizmaların davranış şekillerini, işlev ve biyolojik yapıla­rını, fiziko-kimyasal yöntemler kullanarak araştırır.

BİYOCOĞRAFYA: Organizmaların yeryüzündeki yayılış ve dağılımlarını inceler.

BİYONİK: Organizmalarda hareket şekilleri ve statikleri ile onların mekanizmalarını ve bilgilerin alınıp işlenme ve taşınım mekanizmalarını inceler. Elde edilen yeni bilgileri, mevcutların düzeltilmesi ve yeni teknik sistemlerin geliştirilmesinde kullanan bir bilim dalıdır.

Categories: Uncategorized

Deniz Mahsulleri Sufle

MALZEMELER
http://yemekmerkezim.blogspot.com/
4 kişi için
3 adet orta boy soyulmuş patates
250 gr muhtelif balık filetosu
1 adet ince zar biçiminde doğranmış dolmalık biber
1 küçük soğan ince doğranmış
½ diş sarımsak
1 tutam karabiber
½ tatlı kaşığı tuz
az hindistan cevizi
1 çorba kaşığı margarin
2 kahve fincanı rende gravyer
4 yumurtanın beyazı
4 yumurtanın sarısı
2 kahve fincanı beyaz şarap
http://yemekmerkezim.blogspot.com/

HAZIRLANIŞI
http://yemekmerkezim.blogspot.com/
Balıkları küçük zar biçiminde doğrayın. Küçük bir tencereye yağı koyup kızdırın soğanı ve biberi ilave edip 1-2 dakika kavurup balıkları, biberi, tuzu ve beyaz şarabı ilave edin. Kapağını kapatıp ağır ateşte 7-8 dakika pişirip ateşten alın. Bir süzgece boşaltıp suyunu tekrar tenceresine koyarak içinde çok az bir miktar kalıncaya kadar kaynatarak çektirin. Ateşten alıp muhafaza edin. Patatesi temizleyip dörde bölün. 20-30 dakika haşlayıp süzdürün karıştırmadan bir kalburdan geçirip tenceredeki çektirdiğiniz balık suyunun içine koyun. Balığı ve yumurta sarılarını hindistan cevizini ilave edip bir kaşıkla iyice karıştırın. Yumurta beyazını bir çırpma teli ile çırparak koyu bir köpük gibi iyice kabartın. Bir kevgirle karıştırarak patatesli balığın içerisine yedirin. 4 adet birer kişilik sufle güvecinin içlerini tamamen yağlayıp içlerine galeta tozu serpin. Sufle harcını ağız hizalarına kadar doldurup iyice kabarıp renk alıncaya kadar hızlı ateşli fırında 15-20 dakika pişirip servis edin
http://yemekmerkezim.blogspot.com/

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.