Archive

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Dirsek Ustu Backslab Uygulamasi

Dirsek Üstü Backslab Uygulaması

Endikasyonlar

1. Humerusun suprakondiler kırıkları
2. Dirsek çıkıklarında redüksiyon sonrası
3. Radius başı kırıkları
4. Radius ve ulna kırıkları

Malzemeler

a) 7.5 cm genişliğinde ortopedik yün
b) 10 cm genişliğinde ortopedik yün
c) 15 cm genişliğinde alçı sargı
d) 10 cm genişliğinde pamuklu bandaj
e) Makas
f) Plastik örtü
g) İçinde ılık su bulunan kova

Yöntem

1. Hastaya rahat bir pozisyon verilir ve hasarlanan kol omuza kadar açılır.
2. Hastanın giysileri plastik örtüyle korunur.
3. Dirsekle beraber kola rahat bir pozisyon verilir ve el nötral pozisyonunda tutulur.
4. Alçı sargıdan 7 kat atel hazırlanır, son kat, parmak orta ekleminden koltuk altına kadar uzatılır ve 8.kat oluşturulur.
5. Başparmak için yarım daire şeklinde alçı kesilir.
6. 7.5 cm’lik ortopedik pamuk parmak orta ekleminden dirseğe kadar, 10 cm’lik ortopedik pamuk dirsekten aksillaya kadar sarılır. (Şekil 134)
7. Alçı sargı ılık suda ıslatılır, çıkartılırken katların birbirinden ayrılmamasına dikkat edilir.
8. Alçı atel parmak orta ekleminden, aksillamn hemen altına kadar, dirsek ve kolu içine alacak şekilde dış yüzden uygulanır.
9. Kırışıklıklar düzeltilir.
10. Alçı kenarları kendi üzerinde kıvrılır, aksilla ve parmak orta eklemlerinin serbest kalmasına dikkat edilir.
11. Islak pamuklu bandaj spiral olarak alçının üzerine sarılır, alçıya uygun şekil verilir. Bandajın dirsek kıvrımında kolu sıkmamasına dikkat edilir.
12. 7.5 x 5.0 cm’lik alçı sargıdan çift kat kesilir. Ilık suda ıslatılır ve pamuklu bandajın üzerine uygulanır. Bu destek sargı alçı üzerine uygulanmalı, pamuk üzerine uygulanmamalıdır.
13. Geniş bir kol askısı kullanılır.

Hastaya Uyarı ve Öneriler

Üst ekstremiteler için yapılan uyarı ve egzersizler izlenir

Dirsek Altı Backslab Uygulaması

Endikasyonlar

1. Radius ve ulnanın distal kırıkları.
2. El veya bilekteki yumuşak doku veya kemiklerdeki yaralanmalar.
3. El veya bileğin, inflamasyonlan (tenosinovit gibi).
4. El veya bilek ameliyatları sonrası (tendon onarımı gibi).

Malzemeler

a) 7.5 cm genişliğinde ortopedik yün
b) 15 cm genişliğinde alçı sargı
c) 10 cm genişliğinde pamuklu bandaj
d) Makas
e) Plastik örtü
f) Ilık su dolu kova

Yöntem

1. Hastaya sandalyede rahat bir pozisyon verilir ve hasarlanan kol dirsek üzerine kadar açılır.
2. Hastanın giysileri plastik örtüyle korunur.
3. Bilek ve ele nötral pozisyon verilir.
4. Alçı sargıdan 7 kat hazırlanır, son kat parmak orta ekleminden dirseğin 5 cm altına kadar uzatılır, ve 8. kat oluşturulur.
5. Başparmak için yarım daire şeklinde alçı kesilir.
6. Başparmağı açıkta bırakacak şekilde ortopedik yün parmak orta ekleminden dirseğe kadar sarılır .
7. Alçı sargı ılık suda ıslatılır, çıkartılırken katların birbirinden ayrılmamasına dikkat edilir.
8. Alçı parmak orta ekleminden dirseğe kadar, önkolun arka yüzüne uygulanır.
9. Kırışıklıklar düzeltilir.
10. Alçının kenarları kendi üstünde kıvrılır, aksilla’nın ve parmak orta eklemlerinin serbest kalmasına dikkat edilir.
11. Islak pamuklu bandaj, spiral olarak alçının üzerine sarılır, alçıya uygun şekil verilir.
12. 7.5 cm x 5.0 cm alçı sargıdan çift kat kesilir, ılık suda ıslatılır, sıkılır ve pamuk bandajın üstüne konur. Bu destek sargı üzerine uygulanmalı, pamuk üzerine uygulanmamalıdır.
13. Geniş bir askı kullanılır

Hastaya Uyarı ve Öneriler

Üst ekstremiteler için yapılan uyarı ve egzersizler izlenir.

Categories: Uncategorized

Bobrek Hastaliklari ve Hasta Bakimi

Böbrek Hastalıkları ve Hemşirelik Bakımı

Tanı Testleri

Böbrek hastalıklarının tanısı için önce, hastanın yakınmaları ve ge­nel durumu değerlendirilir.
Sistemlere ilişkin belirti ve bulgular, fizik muayene sonuçları değer­lendirilir.

İdrar Bulgu ve Belirtileri

İdrar muayenesi klinikte en temel inceleme ölçütlerinden biridir. Bu nedenle hem ürinasyon (diürez-idrar etme) hem de idrarın özellikle­ri incelenir.

İdrar miktarı: Günlük idrar miktarı erişkin bir erkekte ortalama 1500 mi., kadında 1000 mi. olarak kabul edilir. Bu miktar alınan sı­vı, ortamın iklim koşulları, solunum ve deri yoluyla sıvı kayıpları, patolojik olarak kusma ve ishal, aşırı terleme gibi faktörlerle değişe­bilir.

İdrarın görünümü: idrar normalde berrak görünmelidir. Üriner sistem enfeksiyonlarında ve kristalüride idrarın görünümü bulanık­ladır.

İdrarın rengi: Böbrek ve bağırsakta fenil alaninden ürokromojen yapılır. Bunun oksidasyonu ile böbrekte ürokrom oluşur. Ürokrom (300-5004 mg/L) idrara açık sarı rengini verir. Protein yıkımı artınca ürokromojen oluşumu artar. İdrarın rengi koyulaşır. Poliüri halinde idrarın fazla dilüe olması (sulanması) nedeniyle renk açık, oligüri halinde ise renk daha koyu olur.

İdrar dansitesi: Normalde 1015-1025 arasındadır. İdrar miktarı artınca dansite düşer, miktar azalınca dansite yükselir.

İdrarın reaksiyonu: pH 5.8-6.4 arasında ve asittir.

İdrarın kokusu: İdrar hafif amonyak kokusundadır.

İdrarın Mikroskopik Muayenesi

Lökosit: Normalde bir mikroskopik alanda idrarda lökosit erkekte 1-2 tane, kadında ise üretra vajene yakın olduğu için 3-4 tane görü­lür.

Eritrosit: Normalde idrarda eritrosit görülmez, ancak 0-3 kadar normal kabul edilir. Ancak kadınlarda, menstrüasyon zamanında çok az görülebilir.

Epitel: Her mikroskopik alanda 1-2 tane görülür.

Silendir: Normal idrarda silendir görülmez.

Kristal: Beklemiş idrarda ürat kristali görülebilir.

İdrar Sedimenti: Örnek alınacak idrar önce karıştırılır ve sonra bir
tüpe konulan 10-15 mi. idrar, 2000 turda 3-5 dakika santrifüje edilir.
Tüpün dibindeki çökelti kalacak şekilde içindeki idrar dökülür. Çö
keltiden 1 damla-lam-lamel arasında incelenir.
Normal idrar sedimentinde her mikroskopik alanda üretra, mesane,
kadında vajina epitel hücreleri, deskuame olmuş tek tük pelvis ve
üreter hücresi, 1-2 eritrosit ve 3-4 lökosit bulunabilir.

Patalojik İdrar Sedimenti Bulguları

Bol epitel: İltihabı dejeneratif ve tümöral renal hastalıklarda.

Bol eritrosit (hematüri): Taş, tümör, tbc, prostatit, piyelonefrit ve glömerulonefritte.

Bol lökosit (piyuri): İdrar yolları ve böbrek enfeksiyonunda.

Silendirüri: Silendir koagüle olmuş protein, kümelenmiş hücreler ve hücre artıklarından oluşur. İdrarda bulunması patalojiktir.

Bakteriüri: Taze idrar sedimentinde bakteri bulunmasıdır. İdrar kültürü yapılır.
İdrar kültürü için steril tüpe hastanın idrarı alınır. Kültür için idrar ör­neği alınmadan önce olası bir bulaşmaya karşı hastanın perinesinin eksternal mea ve çevresinin bakteri ve salgılardan arındırılması ge­rekir. Bunun için hastaya antiseptik bir solüsyonla perine bakımı ve­rilmelidir. Perine bakımından sonra ilk idrar dışarı atılır, sonraki id­rar steril tüpe alınır. İdrar örneği yarım saat içinde laboratuvara gönderilmelidir. Örnek, en fazla 2 saat buzdolabında bekletilebilir.

Kristaller: Az miktarda kristal bulunması patalojik sayılmaz. Fazla ve devamlı görülmeleri, taş olasılığını akla getirir. Kalsiyum oksalat, ürik asit, kalsiyum karbonat kristalleri idrar sedimentinde bulunabi­len kristallerdir.

Protein: Normalde idrarda protein bulunmaz. İdrarda protein ol­ması patalojik bir durumu gösterir. İdrarda proteine Esbach yöntemi ile bakılır. Bu işlem için önce hastanın 24saatlik idrarı toplanır. 24 saatlik idrar toplamaya, genellikle sabah başlanır. Günün herhangi bir saatinde de idrar toplamaya başlanabilir. Hasta tuvalete gönde­rilerek başlama saati saptanır ve ertesi gün aynı saate kadar hastanın idrarı biriktirilir. Toplanan bu idrar bir yerde karıştırıldıktan sonra özel Esbach tüpüne “U”ya kadar konur. Ardından tüpe “R”ye kadar Esbach solüsyonu eklenir. Pratikte 10 g. piruvik asit 20 g. sitrik asit­le birlikte 1000 mi. suda çözünürse Esbach solüsyonu elde edilir. Tüp karıştırılır, kapatılarak plasterlenir, üzerine hastanın adı soya­dı, konulduğu tarih ve saat, okunacağı tarih ve saat, hastanın 24 saatlik total idrar volümü yazılır. Kapatılan tüp 24 saat sonra açılır. Dibindeki çökelti g. olarak okunur. Bu değer hastanın 1000 mi. idra-rındaki protein miktarıdır. Bu değer total idrar volümü ile birlikte hemşire gözlem kağıdına geçirilir. Hastanın günlük protein kaybını hesaplamak için ise okunan protein değeri total volümle çarpılıp 1000’e bölünür.

Poliüri: Günlük idrar miktarının 2500 ml’den fazla olması, Oligüri: Günlük idrar miktarının 400 ml’nin altında olması, Dizüri: Hastanın yanma ve ağrılı idrar yapması, Pollaküri: Sık idrar etme hali

İdrar Retansiyonu: Hastanın mesanesini tümüyle boşaltamaması (ya kısmen ya tamamen),
İdrar İnkontinansı: İdrarı tutamama-kaçırma hali. Hiç bir koşula bağlı olmaksızın hasta idrarını gece ve gündüz tutamaz-kaçırır. Nokturi : Gece idrara kalkma. Kadın ve erkek için gece idrar etmek için uyanıp kalkmak fizyolojik bir olay değildir. Hematüri: idrarın kanlı oiması (mikroskopik ya da makroskopik tür­de olabilir).

Böbrek Biyopsisi

Nefropatilerin histopatolojik tanısında, kesin ve en son başvurula­cak böbrek biyopsisidir. Çoğunlukla sağ böbrek biyopsi için tercih edilir. Hastaya biyopsi yapılacağı ve özelliği hakkında gerekli bilgi verilip kabul ettiğine dair yazılı belge alınmalıdır. Biyopsiden önce morfin-atropin ya da uygun bir sedatif verilebilir. Daha sonra hasta procubitus (yüzü koyun) olmak üzere biyopsi yapılacak masaya, karnı 1 ya da 2 yastık veya kum torbasının üstüne gelecek şekilde yatar. Vertebral kolon 12’nci kostanın kenarı ve krista iliaka sırtta çizilerek işaretlenir, daha sonra röntgen filmi de ele alınarak biyopsi noktası film üzerinde ve oradan naklen cilt üzerinde saptanıp işaret edilir.

Bu bölgede gerekli şekilde cerrahi aseptik hazırlık yapıldıktan ve steril çamaşırlarla uygun şekilde kaplandıktan sonra steril şartlar içerisinde steril biyopsi takımı açılır. Uzunca bir iğne ile yerel anes­tezi yapılır (xylocaine). Ponksiyon biyopsi iğnesi ile böbrekten par­ça alınır.

Biyopsiyi izleyen 24 saatte hasta yatak istirahatinde ve kontrolde bulundurulmalı, tansiyonu ve nabzı ölçülmeli, karın ve lomber böl­geler sistematik olarak muayene edilmelidir.

Kan Muayeneleri

Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için, kanda bulunan bazı maddelerin miktarlarına bakılır.
Kan Üre Azotu (BUN-Blood-Urea-Nitrogen): BUN protein metabo­lizmasının artık ürünü olup, böbrekler yoluyla vücuttan atılır. Böb-reklerdeki her hangi bir patoloji, üre atılımını engelleyeceğinden BUN miktarı tanı için çok önemlidir. Normalde BUN 8-25 mg/100 ml.’dir.
Proteine Bağlı Olmayan Nitrojen (NPN-Total Non Protein Nitrogen): 25-35mgr./100ml.
Kreatinin: BUN gibi böbreklerden atılır, kas katabolik ürünüdür. Kandaki değeri normalde 0.7-1.5 mg/dl.’dir. Normalde BUN/Kreatinin oranı 20/1’dir. BUN düzeyi, bu oranın üzerine çıkarsa dehidratasyon, gastrointestinal sistem kanamasına ya da malnütrisyona işaret eder. Her ikisi birden yükselirse, hasta böbrek hastalığı ya da yetmezliği yönünden değerlendirilir. Ayrıca kanda total protein, elektrolitler ve ürik asit miktarına bakılır.

Röntgen Çalışmaları

İntravenöz Piyelografi (IVP): Hastaya intravenöz radyoopak mad­de verilerek böbreklerin, renal pelvisin, üreter ve mesanenin genel görünümü ve böbreklerin süzme durumu değerlendirilir. IVP yapılırken kullanılan radyoopak madde iyot içerdiği için, teste başlamadan önce hastanın iyota karşı allerjisi olup olmadığı araştı­rılır. Böbrekler periton arkasında (retroperitoneal) yer aldıklarından filmde gölge olmaması için bağırsakların boşaltılması ve içinde gaz bulunmaması gerekir. Hastaya testten bir gün önce, posası az gı­dalar verilir. Akşamdan bağırsakların boşaltılması için laksatif veri­lir. Önce direkt batın filmi çekilir, sonra IV radyoopak madde verilir. Enjeksiyondan sonra 1., 5., 15., 20. ve 30. dakikalarda bazan daha uzun aralıklarla film çekilir. Daha sonra hastaya idrar yaptırılır ve mesanenin boşalmasını değerlendirmek için son bir film daha çeki­lir. IVP yapılacak hastaya, hemşire işlemden önce radyoopak mad­de damardan verilirken sıcaklık ve ağızda tuzlu tat hissedebileceği­ni anlatır.

Enjeksiyondan sonra anaflaktik şok, solunum distresi, şok ve kan basıncında düşüklük belirtileri yakından izlenir. Testten sonra hastaya normal diyet ve bol sıvı verilir. Retrograt
Piyelografi: Retrograt piyelografi, idrar yollarının üretral kateter aracılığıyla kontrast madde verilerek radyolojik olarak gö­rüntülenmesi işlemidir.

İntravenöz piyelografi ile üriner yolun görünümünün yetersiz olduğu durumlarda, üreterleri ve mesaneyi radyolojik olarak değerlendir­mek için retrograd piyelografi yapılır. Tümör, taş ve dıştan olan her­hangi bir bası retrograt piyelografi ile görülebilir, işlem için; Üretral kateter sistoskopi aracılığı ile üreterlere sokulur. Radyoopak madde (Hypaque ya da Renografin) enjekte edilir ve filmler çekilir. Bu işlem yaklaşık bir saat kadar sürer.

Hastanın Hazırlanışı ve Bakımı

Hastaya işlem açıklanır. İşlemde sistoskopun, foley kateter gibi aynı şekilde mesaneye sokulacağı anlatılır. Hekim isteminde lavman varsa, hastanın bağırsakları boşaltılır ve sonuç kayıt edilir.

İşlem lokal anastezi altında yapılacaksa, sabah sıvı besinler veri­lebilir. İdrar stazını önlemek ve gerektiğinde idrar örneği almak için hastanın sıvı alması sağlanır.

İşlem genel anestezi altında yapılacaksa, hasta gece yarısından sonra ağızdan hiç bir şey almamalıdır. Gerekirse intravenöz sıvı verilebilir.

İşlem sonrasında hastanın tek başına kalkmasına ya da yürüme­sine izin verilmez.

işlemden sonra en az 24 saat hastaya gereksinimlerini karşılama­da yardım edilir.

İşlemden sonra idrarın rengi kontrol edilerek kaydedilir. Genellikle ilk günlerde idrar pembe renktedir. Açık kırmızı renkte olduğunda ve içinde pıhtılar varsa hekime bildirilir.

Hasta, işlemden sonra mesane kasılması ve idrar yaparken yan­ma hissedebilir. Bu durumda ılık banyo ya da analjezikler verilebilir. Yine fazla sıvı alması sağlanarak idrar yoğunluğu azaltılır.

Yaşam belirtileri kontrol edilerek kaydedilir. Taşıkardı, tansiyon ar-teriyelin ve ateşin yükselmesi gibi sepsis belirtileri yakından izlenir.

Categories: Uncategorized

Cocuklarda Uykuda Yurume

Çocuklar niçin uykularında yürürler?

Uykuda yürüme adından da açıkça anlaşılacağı gibi çocuğun uy­kusu sırasında hareket etmesi, yürümesidir. Uykuda yürüme, uy­kunun rüya evresinde görülür.

Uykuda yürüme genellikle çocuklarda, ergenlere ve yetişkinle­re göre daha yaygındır. Erkek çocuklarda görülme oranı kız çocuk­lara göre daha fazladır. Çocuklarda ergenlik dönemi öncesinde 6-12 yaş arasında görülmekle birlikte, daha büyük yaşlarda da gö­rülebilir. Kalıtımsal olma özelliği de vardır. Uykuda yürüyen çocu­ğu o sırada uyandırmak oldukça zordur. Çocuk uykusunda yürü­düğünü ertesi sabah hatırlamaz. Uykuda yürüme davranışı uyku­nun ilk üçte birlik evresinde ortaya çıkar.

Normal bir uykuda, hafif uykudan derin uykuya doğru evreler vardır. REM dönemi adı verilen evre, rüyanın görüldüğü evredir. Uykuda yürüme REM dışındaki uykunun derin olduğu evrede gö­rülür.
Çocuklarda uykuda yürümenin nedeni tam olarak bilinmemek­tedir. Stres, kaygı gibi faktörlerin uykuda yürüme üzerinde etkili olduğu düşünülmekle birlikte uykuda yürüme davranışında temel nedenin psikolojik faktörler olmadığına inanılmaktadır. Uykuda yürüme denilen durum, çocuğun her zaman uykusunda yürümesi şeklinde ortaya çıkmayabilir. Çocuğun sadece kalkıp oturması da uykuda yürüme genel başlığı altında değerlendirilir. Her ne kadar çocuk bu sırada uyanık olduğu izlenimini verse de aslında uyanık değildir. Bu durum gece birkaç dakika sürebileceği gibi yarım sa­at, hatta daha uzun da sürebilir.

Anne babaların çocuklarına verecekleri duygusal desteğin yanı sıra evlerinde birtakım güvenlik önlemleri almalarında da yarar vardır. Sözgelimi, çocuğun yatağının merdivenlere yakın olmaması ya da kapı ve pencerelerin kilitli olduğundan emin olunması, çocu­ğun odasında takılıp düşmesine neden olacak şekilde yerde oyun­cak gibi değişik objelerin olmaması gerekir.

Uykuda yürüme davranışı genellikle zaman içinde kendiliğin­den geçer ve kişinin kendisine de, çevresindekilere de zarar vermez. Uyku sırasında çocuk evden dışarı çıkmaya çalışıyorsa ya da uykuda yürüme davranışı çok sık oluyorsa mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.

Uykusunda yürüyen çocuk için dikkat edilmesi gerekenler

Çocuğun yorgun olması uykuda yürümeyi tetikleyeceğin-den çocuğun gün içinde dinlenmesini sağlamak gerekir.

Çocuğun uykuya rahat bir şekilde gitmesini sağlayarak, uykuya gidiş öncesinde yapılanları bir tür ritüele dönüş­türmek etkili olur: pijamaların giyilmesi, dişlerin fırçalan­ması, öykü okunması…

Çocuğun uykuda yürümesi halinde ona zarar verebilecek şeyler ortadan kaldırılmalıdır.
Eğer aşağı yukarı çocuğunuzun uykuda yürümeye başlaya­cağı zamanları öngörebiliyorsanız, bu zamandan on beş da­kika önce onu uyandırarak onu bir süre uyanık tutabilirsiniz.
Çocuğunuzun uykuda yürüdüğünü fark ettiğinizde sakin bir şekilde onu uyandırmadan yatağına götürüp yatırabilirsiniz.

Ertesi sabah çocuğunuz hiçbir şey hatırlamayacağı için ko­nuyu açmak çocuğunuzun kendisinden ürkmesine ve hu­zursuz uyumasına neden olacağı için konu üzerinde çok konuşulmaması gerekir.

Çocuğun gece idrar torbasının dolması da uykuda yürüme­ye neden olacağı için gece çok sıvı tüketmemesi ya da ge­ce tuvalete kalkması yararlı olacaktır.

Categories: Uncategorized

Bitki Hucresi Nedir

Bitki Hücreleri ve Bitki Hücresi Farklılaşma

Yeşil alg Volvox’da iki farklı hücre tipi, yani generatif olan çoğalma ve vejetatif olan hareket hücresi ayırt edilir. Organizasyon düzeyi yüksek koloniler olan ilk çok hücreli bitkiler volvoxlardır Bitkilerde organizasyon arttıkça hücre çeşidi de artar. Örneğin eğrelti ve tohumlu bitkilerde farklı yapıdaki hücre tipleri yosunlara göre daha çeşitlidir. Bir bitkideki tüm hücre tipleri döllenmiş yumurta hücresinden oluşur. Gelişim süresince hücre farklılaşması görülür

Aynı yapıda olan ve benzer görev üstlenen hücre topluluğuna Doku denir. Böyle bir dokuyu terenin kök ucunu ışık mikroskobu ile inceleyerek görebiliriz. Bunlar zar şekilli, ince çeperli ve vakuolsüzdür. Bu hücrelerde sıkça çekirdek ve hücre bölünme dönemleri görülür. Yani doku bir yerde, bölünme yeteneğindeki hücre top­luluğudur. Bu şekilde hücrelerin oluşumunu üstlenen dokuya “MERİSTEM DOKU” (bölünür doku) denir. Meristem doku, canlılığını sürdüren bitkide embriyo döneminde bölünme yetisini korur ve primer (birincil) veya öncül olarak bölünür. Meristem doku ve sürekli doku hücrelerinin bazıları hormon ve benzeri maddelerin etk­isiyle sonradan tekrar bölünme özelliği kazanır. Bunlara sekonder (ikincil) ya da son-cul meristem doku adı verilir. (Bitkilerde hüce)

Kök ucundan yukarıya doğru hücrelerin yapısını incelersek, hücrelerin uzunla­masına yerleştiği bir bölge görülür. Bunların hücre çeperi, farklı kalınlıkta ve vakuol-leri değişik büyüklüktedir. Burası farklılaşma zonudur. Bu bölgenin üst kısmında aynı hücrelerin oluşturduğu başka bir bölge vardır. Buradaki dokunun hücreleri kural olarak bölünmez. Meristem veya bölünür dokuyu oluşturan hücreler farklılaşarak, sürekli bir durum alırsa DEVAMLI DOKU adını alır. Devamlı doku, kökü sarar. Devamlı doku hücreleri, meristem dokudan hücre bölünmesinin az oluşu veya hiç olmaması ile ayırt edilir. Bu hücrelerin çeperi çok kalın ve merkezi vakuolleri vardır. Bunlar ÖRTÜ DOKUSUNU; yani EPİDERMİS’i oluşturur- Örtü doku, epidermis, tabakaları bitkinin yaprak ve gövdesini sarıp örter. Bunlar vejetasyon küresinin dış meristem tabakası adı ver­ilen Dermatogen; yani PROTODERM’den oluşur (bitki hücresi özellikleri)

Epidermis bitki organlarındaki diğer dokuları örterek, onların fazla nem kaybederek kurumasını önler. Ayrıca güneş ışınına, mekanik yaralanmalara ve zararlı böceklere karşı koruyucu rol oynar, Bunu epidermisin, örneğin yaprakta. olduğu gibi, üzerinde bulunan mumsu bir maddeden yapılmış olan Kutikula (=mumsu örtü) sayesinde gerçekleştirir. Kaktüs gövdesini saran mumsu örtü, bunun için iyi bir örnektir.

Kökün bu tüylü bölgesinin farklılaşmış epidermis hücreleri, su ve çözünmüş tuzlan alır. Bunlar bir emme dokusu oluşturur. Epidermis bitkinin “PARANŞİM” veya temel dokusunu sarar. Bu devamlı doku, çok köşeli şekle sahip az farkhlaşan hücrelerden oluşur. Paranşim, konumuna bağlı olarak farklı görevler üstlenir. Örneğin kökün paranşim hücreleri, nişasta veya protein gibi maddeleri depolar. Bu durumda Depo Paranşimi söz konusudur. Yapraktaki Asimilasyon (=Özümleme) Pa-ranşimi fotosentez, sünger paranşimi solunum (=gaz değişimi) görevini yapar. Ayrıca rizodermis ve kök örtüsünün dahil olduğu bir emme dokusu (=absorbsiyon) ve asimilatları (asimilasyon ürünleri) ileten floem ve suyu ileten xylemi içeren bir de iletim dokusu; ayrıca salgı dokusu ve spor ve polen oluşturan doku vardır.

Paranşimde Destek Doku bulunur. Bu, çeperi çok kahnlaşan hücrelerden oluşur. Örneğin skleranşim. Bu doku ot sapının esnekliğini; kökte çekme ve basıncı artırır. Temel dokunun diğer bir özel şekline “HAVALANDIRMA DOKUSU (=AERENŞİM)” denir. Bunun hücreleri arasında, büyük hücre arası boşluk vardır. Bataklık ve su bitkilerinin yıldız paranşimi böyledir; yapraktaki sünger paranşiminde de bu durum izlenir. (bitki hücresi yapısı)

Yaprağın çeşitli dokuları bir arada çalışarak, belli bir görevi gerçekleştirir. Bu yapıya Organ denir. Bir bitkinin çiçeğindeki taç ve çanak yapraklar ile erkek ve dişi üreme organları gibi çeşitli yapılar, üreme görevini üstlenir. Yani bir bitkinin çiçeği “ORGAN SİSTEMİNİ” oluşturur. Çok sayıda organ sistemi “ORGANİZMA”yı örneğin, çiçekli bitkileri meydana getirir

Categories: Uncategorized

Sicak Carpmasi

Sıcak Çarpması

Sıcak çarpması; sıcak ortamda akut termoregulatör merkezin yetmezliğidir. Santral sinir sistemi depresyonu gözle­nir. Santral ısı 40°C’nin üstündedir. Kla­sik sıcak çarpması daha çok yaşlılarda ve predispoze olanlarda görülür. Sıcak çarpmasında predispoze durumlar şöyle sıralanabilir:

1. Isı üretiminin artması: Enfeksi­yon, tirotoksikoz, feokromasitoma, am-fetaminler

2. Isı kaybının bozulması: Çevre ısı ve nemliliğin yüksek olması, dehidra-tasyon, konjestif kalp yetmezliği, diabe-tes mellitus, nörolojik lezyonlar, alko­lizm ve bazı ilaçlar

3. Dermatolojik lezyonlar: Ekdoder-mal displazi, ağır skleroderma
Bu hastalarda termoregulasyon mer­kezinde ısının atılmasını sağlayan me­kanizmalar yetersiz kalır, dolayısıyla tüm organlar artmış vücut ısısı karşısın­da korumasız kalrlar.

Korunma ve Tedavi

Amaç olguyu soğutmak ve termoge-nezisi azaltmaktır. Üfleme tarzı soğut­ma, üstü açık araçlarla veya helikopter ile hastanın transportu sağlanır. En iyi soğutma hastaneye varıldığında yoğun bakımda uygulanır. Hasta soğuk odaya alınıp , üstü ıslatıldıktan sonra üfleme ile buharlaşma sağlanarak soğutma ya­pılabildiği gibi; hasta buzlu su içine ko-nularak veya hasta buz paketlerine sarı­larak soğutma yapılabilir. Soğuk su ile peritoneal drenaj, gastrik lavaj, hemodi-aliz, kardiopulmoner bypass yakın ısı monitorizasyonu ile uygulanabilir.

Isıtma Metodları

Pasif eksternal ısıtma:En az invaziv ve en yavaş ısıtma yöntemidir. Olgunun ısısı 30°C’nin üstünde ise yapılır Olgu kurutulur, rüzgar ve soğuktan korunur. Bu yöntemle saatte 0.5°Ç ısı artışı olur.

Aktif eksternal ısıtma: Sıcak battani­yeler, elektrikli ıstıcılar, sıcak su şişele­ri, sıcak su içine sokma gibi metodlar uygulanır. Isısı 17°C’ye kadar düşmüş olgularda faydalıdır.

Aktif santral ısıtma: En hızlı veren invaziv ısıtma metodlarıdır. Ekstrakor-poreal dolaşım, mediastinal lavaj, gastrik lavaj, peritoneal lavaj ve sıvı lav­manları uygulanır. Maske ve endotrake-al tüp ile ısıtılmış 02 verilir. Radyofre-kans ısıtma teniklerinin de yararlı oldu­ğu ileri sürülmektedir.

Categories: Uncategorized

Genel Anestezikler

Genel Anestezikler

Genel anestezi uygulamasında kulla­nılan ilaçlar inhalasyon anestezikleri ve intravenöz anestezikler olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Tarihçeye bakıldı­ğında ilk anestezi uygulamalarının azot protoksit (N20), eter ve kloroform gibi inhalasyon anestezikleri ile gerçekleşti­rildiği görülmektedir. İntravenöz anes-teziklerin kullanıma girmesi ise 20. yüzyılda olmuştur.

İdeal bir anestezik ilaçta aranan özellikler irdelenecek olursa;

1. Kimyasal olarak stabil ve saf ol­malı,
2. Etkisi santral sinir sisteminde (SSS) hızlı başlamalı, kısa sürede ve tam olarak sonlanmalı,
3. İntravenöz uygulanıyorsa enjeksi­yon yerinde ağrıya, histamin salınımına neden olmamalı, inhalasyon yoluyla uy­gulanıyorsa keskin kokulu ve solunum yollarına irritan etkili olmamalı,
4. Yanıcı ve patlayıcı özellikte ve toksik etkili olmamalı,
5. Yaşamsal fonksiyonları (kardiyo-vasküler, solunum) minimum düzeyde etkilemeli,
6. Serebral kan akımı ve metaboliz­mayı azaltmalı,
7. Analjezik etki, kas gevşemesi sağlamalı,
8. İntravenöz uygulanıyorsa inaktif metabolitlere dönüşmeli, inhalasyon yoluyla uygulanıyorsa metabolize ol­mamalı,
9. İstenmeyen postoperatif etkileri (bulantı-kusma gibi) olmamalı,
10. Çalışanlar üzerinde olumsuz et­kileri olmamalı,
11. Elde edilmesi kolay ve ucuz ol­malıdır.

Günümüze kadar ideal özellikleri ta­şıyan anesteziği elde edebilmek için çok sayıda araştırma yapılmış ve anes­tezik özelliği gösteren birçok ilaç klinik uygulamaya girmiştir. Ancak, toksik veya önemli yan etkileri nedeniyle bazı­larının kullanımları terk edilmiştir. Ör­neğin, inhalasyon anesteziklerinden die-til eter yanıcı-patlayıcı olması ve indük-siyon ve ayılmanın yavaş olması, siklo­propan ve fluroksen yanıcı özellikleri, metoksifluran nefrotoksik olması, klo­roform ve fluroksen de hepatotoksisite-leri nedeni ile günümüzde kullanılma­maktadır. İntravenöz anesteziklerden steroid yapıya sahip hidroksidion, alte-zin, minoksolon veya aromatik bileşik olan propanidid de bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Categories: Uncategorized

Bebek Nasil Uyutulur

Bebek Nasıl Uyutulur?

Bebeği uyuturken nasıl yöntemlerden yararlanılabilir?

Bazı bebeklerin uyuyabilmek için daha çok, bazılarının ise gö­rece olarak daha az yardıma ihtiyaçları vardır. Bazı bebekler et­rafında olup bitenleri izlerken de kolaylıkla uyukuya dalabilir­ler. Eğer anne babalar bebeklerinin bu gruba girdiğini düşünü­yorlarsa, yapabilecekleri en iyi şey, bebeklerinin uykusunun gel­diğini gözlemledikleri anda onu yatağına koymak olmalıdır. Ya­tağında kolayca uyuyabilmesi için de ya yatağının kenarında ya da yukarıda sarkan -yani bebeğin kolaylıkla görebileceği bir yerde- bazı şekillerin, resimlerin olması bebeğin bu resimlere bakarak uykuya dalmasını sağlar. Eğer bu bir dönence ise dik­kat edilmesi gereken, renkler arası kontrastların, belli paternlerin olmasıdır.

Bazı bebekler görsel uyaranlardan ziyade işitsel uyaranlarla kolaylıkla uykuya dalarlar. Onlar için de rahatlatıcı bir müzik ko­laylıkla uykuya dalmalarını sağlar.

Bebek Uyutma

Bazı bebeklerin uyumaları için aktif uyaranlara ihtiyacı vardır. Emme aktif bir uyarandır. Bebekler için emmenin yatıştırıcı, uyku­ya geçişi kolaylaştırıcı bir işlevi vardır. Bu tür bebekler genellikle annelerini yanılgıya düşürürler. Anne bebeğinin emme ihtiyacını onun aç olduğu şeklinde yorumlayarak bebeğini emzirmeye başla­yabilir. Böyle bir durumda bebek rahatlayarak uykuya dalabilir. Ancak bunun bir sakıncası vardır: Bebek daha sonra annesini em­meden uykuya dalmakta zorluk yaşamaya başlar. Bazı aileler do­ğabilecek böylesi bir zorluktan rahatsız olmayarak bunu günlük rutinlerinin bir parçası olarak görürken, bazı aileler bebeklerinin annelerini emerek uyuma alışkanlığı edinmesini istemeyebilirler.

Anne babalar bebeklerini beslemede deneyim kazandıkça za­man içinde bebeklerinin gereksiniminin açlık mı yoksa emme ihti­yacından mı kaynaklandığını daha iyi fark edebilirler.

Emerek rahatlayan ve kolay uyuyabilen bebekler yumruklarını ya da parmaklarını emmeye başlarlar. Eğer bebek kendisini yatış­tırarak, uyumasını sağlayacak bir yöntemi kendisi keşfedemediy-se bu kez aileler emziği kullanabilirler.

Bazı bebekler uyuyabilmek için direkt fiziksel desteğe ihtiyaç duyarlar. Sözgelimi, bazı bebekler uykuya dalış sırasında kendi kol ve bacaklarının ani hareketleriyle kendi kendilerini uyandıra­bilirler. Bebeğin kendi kendisini uyandırmaması için yakın zama­na kadar anne babalar bebeklerini yüzükoyun yatırıyorlardı. An­cak daha sonra bebeği yüzüstü yatırmanın ani bebek ölümlerine neden olduğunun anlaşılması ile bu yöntemin anne babaların ka­çınması gereken bir yöntem olduğu ortaya çıktı. Bebeklerin sırtüs­tü yatırılması ani bebek ölümü sendromu riskini büyük ölçüde azaltmaktadır. Bebeğin ani hareketleri nedeniyle kendi kendisini uyandırmasına engel olmanın bir yolu bebeği sıkmadan, gevşek, başı açıkta kalacak şekilde sarmaktır. Bebeğin terlemeyeceğinden ve çok sıkı sarılmadığından emin olunması gerekir. Bebek bir bat­taniyeyle değil, ince bir bezle, kolları göğsünün üzerinde kalacak şekildeki sarılmalıdır, kollarını rahatça oynatabilmeli ve başı mut­laka açıkta kalmalıdır.

Categories: Uncategorized

Bebeklerde Yeme Davranisi

Bebeklerde Yeme davranışlarımızı etkileyen etmenler

Günümüzde çok çeşitli gıdaların varlığı bu gıdalar üzerinde düşünmeksizin onların tüketilmesine neden olur. Bazı uz­manlar çocuklarda obezitenin artmasının nedeni olarak çok çeşitli yiyeceklerin varlığını göstermektedirler.

Belirli bir yemek düzenin olması çocukların hem sağlıklı bes­lenmenin ne olduğunu öğrenmeleri hem de ailenin diğer birey­leri ile ilişki kurarak sosyalleşmeleri bakımından önemlidir.

Çocuklar reklamların özellikle kendilerine hedef kitle olarak seçtikleri gruptur. Çocuklar hem reklamların hedefleri olma­ları bakımından hem de hazır yiyecek lokantalarının artan sayısı ve bu hazır yiyeceklerle birlikte verilen oyuncaklardan ötürü aslında ciddi bir tacizle karşı karşıyadırlar. Bu konuda çocukların en büyük koruyucuları da yine anne babalan ola­caktır.

Çocuklar anne babalarının stres gibi olumsuz duygular kar­şısında geliştirdikleri savunma mekanizmalarını taklit ederler. Eğer bir çocuk annesinin mutsuz olduğu zamanlarda ra­hatlamak amacıyla yiyeceğe yöneldiğini görerek büyüyorsa kendisi de benzer bir savunma mekanizması geliştirebilir.

Aile içi ilişkiler çocukları yakından etkileyen bir başka önemli faktördür. Depresyon, kaygı, stres gibi faktörler ye­tişkinlerin olduğu kadar çocukların beslenmeleri üzerinde de etkilidir.

Çocuklar anne babaların besinlere yükledikleri anlamlardan da etkilenerek büyürler. Bazı besinlerin sosyal ve kültürel anlamları vardır bizim için. Bizler büyürken özel bazı besin­lerin kültüre özgü anlamlarını içselleştiririz de aynı zaman­da. Sözgelimi bizim kültürümüzde dinin etkisiyle domuz eti tercih edilmeyen bir besindir.

Çocuklar başkaları tarafından hazırlanan besinlerle büyür­ler. İlk etapta onların ne yiyeceğini anne babaların oluştur­dukları yiyecek alternatifleri belirler. Bir grup anne baba ço­cuklarına salam, sucuk gibi besinleri çekinmeden verebilir­lerken bir başka grup anne baba çocuklarını bu tür yiyecek-lereden kaçınarak büyütürler.

Anne ve babaların sağlıklı beslenme konusundaki bilgi ve bilinç düzeyleri çocuklarının beslenme biçimlerini önemli öl­çüde belirler.

Categories: Uncategorized

Adrenal Kortikal Fonksiyon Testleri

Adrenal Kortikal Fonksiyon Testleri

Plazma Kortizol Düzeyi Testi

Plazma kortizol düzeyi en sık RIA yöntemi ile kontrol edilir. Gün bo­yu episodik değişmeler gösterir. Çünkü plazma kortizol düzeyine, hastanın tedavi amacıyla ya da diyetle aldığı tuz ve potasyum mik­tarı, anksiyete ve stres etki edebilir.

Bu nedenle sadece kortizol düzeyinin saptanması, tanıda çok önemli bir yer tutmaz. Diürnal ritmin saptanması, yani gün boyu belli aralıklarla genel olarak 08.00; 17.00; 24.00 saatlerindeki se­rum kortizol düzeyine bakılması uygun olur. Normal değerleri; Saat 08.00’de 5-24 mg/dl.
Saat 16.00-17.00’de 3-12 mg/dl.
Saat 22.00-24.00’de 3 mg/dl altındadır. Test yapılacak hastaların; . Gece rahat ve sakin uyumaları . Psikolojik olarak rahat olmaları gerekir. . Anksiyete ve stres durumları varsa hekime bildirilmelidir. Test için hastadan sabah saat 08.00’de ve günün diğer yukarıda belirtilen saatlerinde periferik venöz kan örneği alınarak laboratuva-ra gönderilmelidir.

İdrarla atılan serbest kortizolun değerlendirilmesi

Adrenal kortikal fonksiyonlarının belirlenmesinde, özellikle hiperkor-tisolizmin tanısında önemli bir testtif. Böbreğe gelen, bağlı ve ser­best kortizol içeren kandan glomerüler filtrata sadece kortizol geçe­bilir, idrardaki serbest kortizol düzeyini yaş, şişmanlık vb. faktörler etkilemez. Hastanın 24 saatlik idrarı toplanır. Laboratuvara gönderi­lir. Normal değeri 6-20 mg/24 saattir. Kortizol düzeyinin artmış ol­ması, genelde Cushing Sendromu ile birlikte olur.

Üriner 17. Hidroksikortikosteroid (17-OCHS) Bakılması

Kolay yapılan bir testtir. Hastanın 24 saatlik idrarının toplanarak la­boratuvara gönderilmesi gerekir.
Normal değeri 24 saatlik idrarda yetişkin kadınlarda 7-2Ö mg, yetiş­kin erkekte 4.5-14 mgr.’dir.
Cushing Sendromunda değer artar, hipopitüarizm ve addison has­talığında değer azalır.

Üriner (idrarda) 17-Ketosteroidlerin (17-KS) Bakılması

17-KS testesteron ya da östrojenin yıkım ürünüdür. Kadınlarda 17-KS böbrek üstü korteks hormonlarından kaynaklandığı, erkeklerde ise 17-KS %50-70’inin testis steroidlerinin ürünü olduğu kabul edil­mektedir. Normal değerleri yaşa ve cinse göre değişiklik gösterir. Erişkin bir kadında 24 saatte 5.0-17.0 mg. erkekte ise 8.0-12.0 mgr.dır.

Testin yapılması için 24 saatlik idrar örneği toplanır ve laboratuvara
gönderilir.

Plazma Adtenocorticotropic Hormone (ACTH) Düzeyi

Hastanın aç olması gerekir. Sabah 8.00’de periferik venöz kan ör­neği alınır ve laboratuvara gönderilir. Radyoimmünessey yöntemiy­le değerlendirilir. Normal değeri 25-100 pg/ml.’dir. Tanıda önemli bir yer tutar. Değer yüksekse hipofiz tümörü ve ekto-pik ACTH sendromu, adrenal hiperplazi, normalin altında ise adre­nal karsinom ya da adenom düşündürür.

Stimülasyon Testleri

Genellikle hormonal yetersizlik durumlarının belirlenmesi için yapı­lır. Hipotalamik, hipofizeradrenal eksenin yedek kapasitesi ve bu­nunla birlikte stres yaratan uyaranlara yeterli yanıt verebilme yete­neğinin araştırılmasıdır. Bu testler aşağıda özetlenmiştir.

Corticotropin Releasing Hormon (CRH) Stimülasyon Testi

Bu test yapılmadan önce hasta tartılmalı ve vücut ağırlığı bilinme­lidir.
İşlem sırasında hasta yatar pozisyonda olmalıdır. Hastanın ACTH ve plazma kortizol değerlerini belirlemek için peri­ferik venöz kan örneği alınır. 1 mg/kg hesabı ile CRH hastaya IV yolla verilir. Vital bulgular kontrol edilmelidir. Hipotansiyon ve ateş basması meydana gelebilir.

Uygulamadan sonra 15, 30, 45, 60, 90 ve 120. dakikalarda kan örnekleri alınır ve eldeki tüm kanlar laboratuvara gönderilir. Hasta rahatlatılır.
Normalde ACTH ve buna uygun kortizol salgılanması, 30-60 dakika içinde artar ve birkaç saat yüksek düzeyde devam etmelidir.

Categories: Uncategorized

BÖRECIK

MALZEMELER

2 adet yufka
½ paket taze kaşar
1 adet haşlanmış patates
Karabiber
Kızartmak için yağ

HAZIRLANIŞI

Yufkalar sekiz parçaya bölünür. Haşlanmış, soğutulmuş patates rendelenir ve rendelenmiş peynir ile karıştırılır. Bir tutam karabiber ilave edilir. Hazırlanan bu malzeme kestiğimiz yufkaların ortasına konur ve iki taraf da kapatılarak sigara böreği gibi rulo şeklinde sarılır. Bol yağda kızartılır.

Not : Yufkanın ucu ıslatılırsa açılmaz.

Categories: Uncategorized
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.