Archive

Author Archive

Suudi Arabistanda Domuz Gribinden Ölenler

Suudi Arabistan’da domuz gribi nedeniyle hayatını kaybeden 4 hacı adayı arasında Türk vatandaşının olmadığı öğrenildi.
Suudi Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre hac için kutsal topraklara geldikten 2-3 gün sonra hastalanan 4 kişi de hastalığa karşı aşılanmamış. Ölen kişilerden Sudan, Hindistan ve Fas’tan gelen 3′ünün 75 yaşında oldu bildirildi. Dördüncü kişinin ise 17 yaşındaki Nijeryalı hacı adayı olduğu belirtildi.

Suudi Arabistan’da domuz gribinden 66 kişi öldü. Suudi hükümeti; yaşlılar, hamileler ya da kronik hastalığı olanlara bu yıl hacca gelmemelerini tavsiye etmişti

Kaynak:
Haber7.Com

Cancun’dan Donmus Bir Garip (son yazida aciklayacagim) Bildiriyor- I

Yilbasi tatilini degerlendirip, her sene daha da erken baslayip bizi bezdiren kar ve soguktan uzaklasmak icin 31 Aralik gunu Ottawa’dan yola ciktik. 4 saatlik bir ucak yolculugu ile 2900 km kadar guneye ucup aksam karanliginda Cancun’daydik. Meksika’nin Bodrum’u diyebilecegimiz Cancun tam bir gunes, deniz + ye ic yan gel yat cenneti diyebilirim. Bize -20 dereceden sonra nere olsa cennet gorunurdu aslinda. :)

Cancun Otel Bolgesi’nden birkac fotograf


Maya dilinde altin yilan anlamina gelen Cancun, altin sarisi kumsallari ile yilan misali kivrim kivrim sahillere mevcut degil.:) Ustteki ufak haritadan goruldugu uzere, ince bir kara parcasi olan kisim Cancun’un otel bolgesi. Yanyana bir suru otel siralanmis; aralarinda da bir karis da olsa herkese acik bir plaj, bahce veya park birakmamislar.


Odadan bir bakis

Ozellikle Kuzey Amerika’nin soguk bolgelerinden turistlerin akin akin kactigi bir merkez haline gelen Cancun cevresinde gunu birlik gidilip gezilebilecek bir suru arkeolojik sehir kalintisi mevcut. Ayrica irili ufakli bir kac ada da gene turistlerin gelmesini bekliyor. Bunlardan benim sizlere bahsedeceklerim Isla Mujares, Tulum, Chichen Itza, Playa del Carmen ve Cozumel.

Once genel izlenimim tabiki.

- Ortalama sicaklik 25-30 derece arasinda, sabah gunesle birlikte bir anda isinip ogle saatlerinde sokakta durulmaz hale gelip aksam 6 olmadan gunes batiyordu.
Havaalanindan otelllere kadar olan yollar en ileri ulkelerle yarisacak kadar guzel, sanki bir onceki gun asfaltlanmis gibiydi.
- 1 Amerikan dolari 13 Meksika pesosu yapiyor. Bizim giderken beklentimiz, Kanada’ya gore cok ucuz bir yer olacagiydi; tam tersi ile karsilastik. Gelen turistlerin cogu Amerikali diye yerel halk tum fiyatlari da Amerika’ya orantilamis. Cok alelade bir yemek bile Istanbul’daki normal bir kebapcidan pahaliydi.
- Otellerin cogu Hersey Dahil sistemi ile calistigindan, gelen turistin eger turlara katilmazsa, disaridan alisveris yapmazsa ve birseyler yiyip icmezse Meksikaliya faydasi olmuyor. Her turlu icki de bu otellerde Hersey dahil sistemiyle ucretsiz olarak sunuldugundan, Meksikalilar beyazlarin hepsinin alkolik oldugunu dusunuyor olmali. Aksam yemeginde sadece su isteyince, garson once bir sasirdi sonra da beni memnun edebilmek icin ne tur icki varsa hemen getiririm diye siraladi. Sonunda ben icmiyorum, su yeterli deyince de sanirim bu kadin bir garip diye pk de inanmayarak kafasini salayip gitti. (Hersey Dahil sistemine sonuna kadar karsiyim; turist olarak bana verilen hizmetin kalitesi dustugu gibi bu sistemin agir bastigi her turistik merkez bozulmaya mahkum oluyor. Yabanci yatirimci geliyor, guzelim sahilleri parselliyor, yerel halk is as bulucaz diye surunuyor ama aradan birkac yil gecince hem ucretli kolelik yaptigini anlayip ustune asiri artmis fiyatlara da maasini yetiremiyor ki bu ayri bir yazi konusu.)
- Meksika mutfagini severim; Cancun’a giderken de yerel Meksika mutfagini tadacagim umidiyle gittim. Dogru durust bir meksika yemegi yiyemeden geldim desem yalan olmaz. Oteller de restaurantlar da turistin agiz tadina gore ayarlamislar herseyi. Her menude illaki bir hamburger-patates kizartmasi-pizza uclusu var. Dayim telefonda acili meksika fasulyesi ye diyordu ama kismet olmadi.

- Meksikalilar genel olarak tiknazlar; onlarin yaninda insan kendini dev saniyor.
- Bizdeki ozel halk otobusleri gibi 40lik yolda 70le giden sofor arkadaslar var; 7 pesoya otel bolgesinin bir basindan diger ucuna goturuyorlar.Bindigimiz taksinin soforu bize yol boyunca sanki anliyormusuz gibi konustu da durdu; arada yakalayabildigimiz ingilizce veya fransizca’dan tanidik kelimelerle bir sekilde anlastik. Polis arabasini gordukce emniyet kemerini gobeginin ustune atti ama bir kere duzgun takmadi. Kaldigimiz otelin sirf Meksika’da 8 subesi oldugundan otel grubu icin mafya dedi durdu, haksiz da degil.

Eee madem guzel bir sey yemedin bari gezdiklerini anlat dediginizi duyar gibiyim. Ilk gunden baslayalim o zaman.

Ada’nin uzaktan goruntusu

Isla Mujeres ( Kadinlar Adasi) Cancun merkezinden 20 dakikalik bir feribot seferi ile ulasilan ufacik bir balikci adasi. Cancun’dan sonra cok sakin gibi gelse de, artik her turistin ugrak yeri olmus.


Feribot yolundan bir kare

Feribot cikisinda basliyor satici turist karmasasi; sanki mahmutpasa yokusundayim da “gel abla gel, cok guzel mallar var” diye basliyorlar kendi dillerinde. Eger umursamazsaniz, ingilizceye donuyor.

Adada yapilabilecekler belli: mavinin her tonunu izlemek/yuzmek (fotografta yakalayamamis olsam da), snorkel ile denizaltini gozetlemek, tuplu dalis, ozel havuzlarda yunuslar ile yuzmek, bot turlarina katilip adanin etrafinda dolasmak ya da bizim de yaptigimiz gibi adanin arka sokaklarini gezerek bir Meksikalinin gunluk hayatina sahit olmak. Bu guzel plajlara karsi yemek yemek de mumkun tabi.

Ikinci gun sabah erken saatlerinde Cancun merkezinden 2 saat kadar guneydeki Mayalilara ait Tulum (Duvar) Harabelerine gitmek uzere yola ciktik. Harabelerin girisinde ufak bir acikhava alisveris merkezi kurmuslar, yerel gosteriler de yapiliyordu.
Bu resimde gordugunuz insanlar, yarisi gorulen yuksekce mavi direge bagli iplerden basasagi sarkarak donuyorlar, diregin tepesindeki bir baska kisi de diregi dondurerek lunapark salincagi misali hizlandiriyordu.

Tulum kusbakisi (http://www.johnnyjet.com adresinden)
Kayalik tepelere yerlesmis Tulum harabeleri deniz kiyisi olusuyla yuzyillar boyunca bir ticaret sehri olmus.



Etrafi birkac metrelik bir duvarla cevrili bu Maya harabesinde, El Castillo (kale) en meshur yapilardan biri. Bir diger yapi ise -The Descending God Tample -Yere inen tanri tapinagi.

Harabelerden tahta merdivenlerle asagiya sahile inip, gokmavisi sularda yuzenler de coktu; biz donus yolundaki dukkanlari gezmeyi tercih ettik.

Halkin en buyuk geliri hediyelik esya satislarinana olsa gerek; rengarek kilimler, deri ustune dogme misali islenmis maya takvimleri resimleri, hamaklar ve seramikler gorulmeye degerdi. Ayrica su kabaklarini degisik desenler ve renklerde boyayarak lamba veya mumluk olarak da satiyorlardi.
Eger on arastirma yapmadinizsa ilk girdiginiz dukkanda kaziklanma ihtimaliniz yuksek. Tum saticilar o an aklina ne gelirse, icinden ne eserse o fiyati soyluyor. Ayni urune yanyana dukkanlarda dort kata cikan farkli fiyatlar soylendi; kaziklanmaya kabul etmeyen esime ragmen ufak tefek birseyler alinarak geri donuse gecildi. :) Tum elsanatlari fotograflarini en sonda ayrica paylasacagim.

Tulum Harabelerinden farkli fotograflara bakmak icin tiklayin.
Ben pek birseyi kisaca ozetleyebilen biri degilim; tahmin edersiniz ki bu yazinin devami gelecektir. Vakit buldukca yazmaya calisacagim.

Categories: Uncategorized

Seccade Hurcu

Ister seccade, tulbent, tesbih koyun isterseniz benim gibi seyahate giderken, ic camasiri corap pijama gibi valiz acildiginda ortaya fazla sacilmasini istemediginiz seylerini yerlestirin kullanisli hurclari seviyorum.

Categories: bohca, dikis

Boncuk Isleme Bohca- Havlu Takimi

Bugune kadar gordugum en hos boncuklu takimlardna birisi.

Categories: boncuk isleme, havlu

Gulsum Yemeni Oyalari

Posted by Picasa

Ben herhalde bu gidisle yemeni koleksiyonuna baslayacagim bu gidisle. Oyle civil civillar ve ustelik oyalarin hikayesi de var.
Buralardan pek bir haber yok; dun asiri kar yagdi bu taraflara. Ottawa 12 cm kar ile kurtulduysa da 50 cm kar beklenen bolgeler var. Cok sukur mevsim normallerine donduk; alismisiz bir kere yagsin diye dort gozle bekliyoruz. Burada kisin hava eger sicak olursa moralle bozuluyor cunku kis anlamini yitiriyor herkes icin. Hava yeteri kadar soguk olmayinca acik havadaki buz pistleri kapali kaliyor; kar yagmayinca kayak pistlerinde yapay karla zevki olmuyor. Alismis kudurmustan beterdir derler ya, iste alismis buranin insani da. SOyle havayi cekeyim, burnumun icinden cigerlerime kadar bir donsun diyor. :))

Sizlere gonlunuzce bir mevsim diler, yarina kadar hoscakalin derim.



Categories: tulbent oyasi

Nuran Teyzenin Oda Takiminin Someni


Posted by Picasa
Categories: somentabl

Cinsiyetlere göre fobi türleri Nelerdir ?

Cinsiyetlere göre fobi türleri

Türkiye’de en çok hangi fobilere rastlıyorsunuz?

Türkiye’de kadınlarda en sık olarak agorafobi ve basit fobiye rastlanırken, erkeklerde sosyal fobi ve hastalık kor­kuları ile sıkça karşılaşılmaktadır.

Agorafobinin en önemli nedenlerinden biri panik nö­beti geçirmedir. Panik nöbeti geçiren birçok kişi bu nöbeti uygunsuz bir yerde, yalnız başına geçirmekten ve yardım alamamaktan korktuğu için yalnız başına sokağa çıkma­maya, evde yalnız kalmamaya çalışır. Yanında çocuk yaşta bir kişi bulunsa bile bu onu teselli eder. İlginç bir şekilde, araba kullanan kişiler agorafobik bile olsalar araba içer­sinde bu korkuyu yenmektedirler. Ama aynı kişi yalnız ba­şına bir asansöre binmesi gerektiğinde ya da kalabalık bir konser salonunun kolay kolay çıkamayacağı orta yerine oturmaya kalktığında aynı korku yine karşısına çıkar. Ya­ni burada esas, yalnız başına kalamamaktan çok, sıkıştı­ğında yardım alamama korkusudur.

Stresle karşılaşan insan buna çeşitli şekillerde adapte olmaktadır. Bu yollardan biri de psikiyatrik bir hastalık geliştirmektir. Bazı psikiyatrik hastalıklar kişiyi daha ağır bir stresten koruyabilir, onu daha kısıtlı bir yaşama mah­kum etse de bu sayede bir tür korunma tepkisine dönüşür. Agorafobi de böyledir. Stres karşısında birçok kadının agorafobi geliştirdiği bilinmektedir. Yani agorafobi geliş­mesinin tek nedeni panik nöbeti değildir. Oysa birçok er­kek stres karşısında agorafobi değil de, örneğin alkolizm geliştirmektedir. Yanı kendini içkiye vermektedir. Bu nok­tada kadınların tepkisinin daha koruyucu olduğunu kabul etmek gerekir. Alkol gibi toksik bir maddeye yönelerek kendi bedenine zarar vermektense agorafobi ile yaşamını sınırlandırmak ehveni şer olmaktadır. Tabii bu tepki ve adaptasyon farkının sosyal nedenleri de olabilir. Kadınlar­da bağımlı davranışlar toplumca daha kolay kabul gör­mektedir. Örneğin agorafobik olan bir kadının her yere kocası ile gitmek istemesi o kadar fazla yadırganmamak-tadır. Hatta biraz şüpheci kıskanç bir koca, karısının bu tu­tumundan yerine göre memnun bile olabilir. Oysa erkek­lerde tek başına davranamama gibi bir özellik genellikle iyi karşılanmaz, kadınsı bir tutum olarak hor görülür ve zayıflık olarak addedilir. Dolayısı ile stres karşısında hangi psikiyatrik bozukluklara yöneleceğinin sosyal nedenleri de vardır ve kadınlarda agorafobinin erkeklere göre daha sık görülmesinin nedenlerinden biri de budur.

Fobilerin tarihçesi

Tarihçesine bakacak olursak fobiler ilk olarak ne za­man tanımlanmıştır?

Anksiyete, HintGermen kökünden gelen “angh” sözcü­ğünden türemiştir. Boğazını sıkmak, sıkıntı ve tasalanma gibi anlamlara gelmektedir. Sümerlerin Gılgamış Destanı bu konu ile ilgili ilk yazılı kanıtın bulunduğu yerdir. Bu destan milattan önce üçüncü bin yıldan günümüze gel­mektedir. Bu destanda Gılgamış kendi ölümlülüğü ile ilgili kaygılarını dile getirmektedir. Seyahat edenleri korkuttu­ğuna inanılan Yunan tanrısı Pan, panik kelimesini akla ge­tirmektedir.

Anksiyetenin kişinin kendi içinde bir yerde aramaya başlanması Rönesans ile birliktedir. 18. yüzyılda Long, be­lirsizliğin anksıyeteye yol açabileceğini savunmuştur. 19. yüzyılda Kierkegaard iki değişik anksiyete tipinin olabile­ceğini söylemiştir: Bunlar endişeli bekleyiş (geleceğe ilişkin) ve seçim yapma ile ilgili anksiyeteler. Çünkü insan yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla karşılaşmaktadır.

Günümüzde de bu görüşler bir ölçüde geçerliliklerini korumaktadır.

Pek çok kişi bu konulardaki problemleri nedeniyle hayatlarının bir döneminde anksiyete yaşamakta ve bun­ları giderdikten sonra yeniden eski durumlarına geri dönmektedir.
Yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış olan Hipokrat yük­seklik korkusu olan bir kişiden söz etmektedir. Bu kişi köprülerden geçemiyor ve çukurların dahi yanına yaklaşamıyordu.

Robert Burton 1621 tarihli Melankolinin Anatomisi adlı kitabında bazı insanların korku içersinde yaşadıkları­nı yazmıştır. Bu kitapta depresyon ile anksiyete arasındaki farklara değinilmiş ve bunlardan şikayet eden çeşitli tarih­sel kişilikler hakkında bilgi verilmiştir. Örneğin Demosthe-nes’in sahne korkusu olduğu anlatılmıştır.

Burton ayrıca evini sıkıntı, bayılma korkusu ya da dü­şüp ölme gibi korkular nedeniyle terk edemeyen bir hasta­dan söz etmektedir. Bir başka hastanın ise yolda karşılaştı­ğı her kişi tarafından saldırı ve soyguna uğrayabileceğin­den korktuğunu dile getirmektedir. Bir başkası ise yolda şeytanla karşılaşacağından korkmaktadır. Aynalardan, ke­dilerden korkan tanınmış kişiliklerden de söz edilmektedir 18. yüzyılda sifilisin (Frengi) yaygın olduğu zamanlarda bu hastalıktan da korku yaygın bir hale gelmişti. Bütün bu anekdotlar, anksiyetenin ve bunun bir türü olan fobilerin çağlar boyunca var olduğunu, içinde bulunduğumuz mo­dern çağın bir ürünü olmadığını göstermektedir.

örgü modelleri

Nilgun Havlu Kenari

Fotograf altina yazi yazmistim ama bloga yukleyemeden silindi. Bir daha da aynisisi yazacak guc goremedim kendimde. Bugun boyle beni idare edin lutfen.

Categories: havlu danteli

Dantel Mutfak Onlugu


Annemin komsusu Neslihan teyzenin sandigindan cektigim, hayatimda ilk defa gordugum dantel onlugu sizlerle de paylasmak istedim. Bu kadar emekli bir danteli nerede nasil degerlendirebilirler bilemiyorum ama guzel oldugu kesin degil mi?

Posted by Picasa
Categories: mutfak onlugu
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.