Archive

Author Archive

Yaslanmanin Nedenleri

Yaşlanmanın Nedenleri

Her canlı, türüne özgü, sınırlı bir yaşam süresine sahiptir. Sadece tekhücreliler gizli ölümsüzdür. Zira bunlarda hiç kesintisiz olarak gerçekleşen bölünmelerle genetik materyal bir sonraki döle kolayca aktarılır. Genellikle çokhücrelilere yaşlanma ölümden önce gerçekleşir.

Bitkilerde, ayrı ayrı basamaklar yardımı ile yaşlanma olgusuna ait zengin bilgiler elde edilir. Koparılan yapraklar yaşlanır ve kısa süre sonra ölür. Bu SİTOKİNİN=CYTOKİNİN adlı bir bitki hormonunun yaprağa iletilememesine bağlıdır. Eğer kopan yapraklara sitokinin verilirse yaşlanma engellenir. Bir yıllık bitki türlerinin çoğunda çiçek tomurcuklarının uzaklaştırılması ile uzun yıllar bitki ölmez.

Şu ana kadarki bilgilerin ışığı altında hayvan ve insanlarda en yüksek yaşın genomlarda saptandığı bilinir. Tıbbın başarıları insanın yaşama sınırını sonsuza kadar götürmeye yetmez. Maksimum yaş, yaklaşık 110 yıl olup genetik olarak belirlenir. Bunu bağ dokusu hücre kültüründe göstermek olasıdır. Küçük çocuklardan alınan hücre kültürleri 40-50 kez bölünür. Daha sonra hücre kültürü yaşlanır ve dejenere olur. Erişkin bağ doku hücre kültürlerinde hücre bölünme sayısı düşüktür. İnsandaki yaşlanma olgusu ile ilgili tartışmalar süregelmektedir. Yaşlanmanın hangi olaylara dayandığı tam ve açıkça bilinmemektedir. Yaşlanmanın açıklanmasında çeşitli kuramlar vardır:

a) Yaşın ilerlemesi ile birlikte kalıtım maddesinde bozukluklar artar. Bu da yaşam için çok önemli işlevleri sekteye uğratır. Ana doku hücrelerinden yeni hücrelerin üretilmesinin hızlı ve kesintisiz olduğu dokulardaki bozuklukların birikimi, sinir doku gibi yenilenemeyen veya iskelet kas dokusu gibi yavaş yenilenen dokularda daha azdır. Bununla birlikte tümör hücreleri sınırsız olarak bölünebilir ve bu nedenle gizli ölümsüzlerdir. Onların kültürü uzun süre mümkündür (Yıpranma Kuramı). Stres gibi olaylar yaşam beklentisini kısaltır.
h) Hücrelerdeki genlerin düzenleme f=regülasyon) olanakları gittikçe bozulur. DNA lanın mekanizmasının yaşla birlikte kusursuz işlemediğine özgü araştırmalar vardır. Özellikle transkripsiyondan protein biyosentezine kadar olan karışık olaylarda çeşitli safhalarda bozulmalar yaşlanma ile artar.
c) Protein sentezinin hızı düşer. Böylece hücreler daha az enzim içerir ve hücre membranında daha az almaç oluşturulur. Bunun sonucunda da dıştan gelen sinyallere daha yavaş tepkime olur (Protein Sentezi Kuramı).
d) Dayanıklı proteinler yaşlanır. Örneğin bağ dokunun kollajen iplikleri bu tip proteinlerden olup, elastikiyetleri sürekli olarak azalır (Kollajen Kuramı).
e) Hücre içinde ve çeşitli organeller arasında hücresel transport olayları artan bir şekilde bozulur. Lizozomlardaki olaylar çok önemlidir (Transport Kuramı).
f) Metabolik atıklar yaşlanma ile birlikte vücutta birikir (Atık Madde Kuramı).

Çokhücreli tüm organizmalar, gizli ölümsüz tekhücrelilerin aksine, ölür. Bu ölüm, onların sistem­lerinin bir özelliği olup, organizasyonun bir sonucu olarak karşımıza çıkar.

Günümüzdeki sağlık ve tedavi koşulları, insanın yaşama süresini artırmıştır. Bu süre gelişmişlik düzeyine göre ve yaşama koşullarına göre değişir. Ortalama olarak kadınların yaşama süresi erkeklerden fazladır. Bu süre (ilk rakam kadın, ikinci rakam erkek) bazı ülkeler için şöyledir: Türkiye’de 66/59; Almanya’da 73/67; İngiltere’de 74/68; Avusturya’da 72/65; Portekiz’de 65/60; Burma’da 44/41 ve Japonya’da 71/66′dır. Bu süre 1920′lerde 45/35 iken 1870′lerde 35 yıl, hatta 16. yy’da28 ve taş devrinde 20 yılın altındaydı. Türkiye’de ortalama yaşın düşük oluşunda çocuk ölümlerinin çok yüksek oluşunun önemli rolü vardır. Diğer bazı canlılardaki ortalama yaşam süreleri de farklıdır. Örneğin; deve 30, geyik 27, at 46, fil 70, su samuru 19, goril 40 ve maymun 45 yıl yaşar. Bazı bitkilerin tahmini olarak maksimum ulaştıkları yaşlar da şöyledir; Kayın 300, ıhlamur 800, ardıç 1200, saplı meşe 2000, incir 2500, dikenli çam 4500 yıl.

Categories: Uncategorized

İbrahim Saraçoğlundan Anne Sütü Arttırıcı Bitkisel Kürler …

Değerli okuyucu, bebeklerini emziren annelerden sık sık aldığım soruların başında, “Bebeğimi daha uzun emzirmek istiyorum, fakat sütüm azalmaya başladı, ne önerirsiniz?” sorusu gelmektedir. Emzirme döneminin (laktasyon) daha ikinci aylarında sütlerinin azaldığından yakınan annelerin sayısı ne yazık ki, giderek artmaktadır. Bu konuda önerdiğim tek bir kür yoktur. Çünkü, emziren bir annenin sütünün erken azalmasının bir çok nedeni olabilir. Bu durumu mutlaka öncelikle hekimleri ile görüşmelerini öneririm.
Hamile bayanların, bebeklerini emziren annelerin mevsiminin dışında yetişen hormonlu ve ebter tohumlu sebzeleri tüketmemelerini özellikle belirtmek isterim. Ayrıca, mevsiminde olsun veya olmasın ebter tohumdan üretilen sebzelerin tüketilmemesini öneririm. Transgen (genleri ile oynanmış) tohumlardan elde edilen ve ülkemizde de görülmeye başlayan bu ürünleri, örneğin mısır, hamile bayanların ve bebeklerini emziren annelerin özellikle tüketmemeleri gerekir.
Aşağıda birbirlerinden farklı birkaç tane kür önermiş bulunuyorum. Bu kürlerin tamamı anne sütünü artırıcı etkiye sahiptir. Özellikle, incir-havuç kürü ve taze beyaz dut oldukça güçlü galactogogue (anne sütünü artırıcı) dır. Bebeklerini emziren annelere öncelikle incir-havuç kürünü uygulamalarını öneririm.
· Taze beyaz üzüm
· Dereotu
· İncir (taze veya kurutulmuş)
· İncir-havuç
· Taze beyaz dut
· Haşlanmış taze beyaz dut kurusu
kürleridir. Yukarıda isimlerini yazmış olduğum kürlerin hazırlanma ve kullanma şekillerini aşağıda vermiş bulunuyorum. Aynı anda yukarıda belirtmiş olduğum kürleri birden fazla kürün uygulanmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim.
Bunların dışında diğer yardımcı kürler ise,
· Anason
· Kereviz
· Taze kereviz yaprakları
· Bal kabağı
· Çilek
· Kıvırcık salata
· Sumak
· Rezene çayı
· Tere
Not:Hekiminizin önerdiği ilaçlar var ise, mutlaka kullanınız. Bu bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığını öğreniniz. Bu kitaptaki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgiler ile kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir.Kaynak http://www.saracoglu.at

Biberli-Mantarlı Pizza

MALZEMELER

1-1/2 su bardağı haşlanmış Amerikan Pirinci
1 adet yumurta (çırpılmış)
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
1 çay bardağı domates sosu veya salçası
1/4 çay kaşığı fesleğen yaprağı
1/4 çay kaşığı sarmısak tozu
1/4 çay kaşığı mercan köşk
1 yemek kaşığı rendelenmiş parmesan peyniri
1-1/2 su bardağı şeritler halinde doğranmış mozarella veya dil peyniri
60 gr ince doğranmış biber
1 çay bardağı taze mantar
1 yemek kaşığı doğranmış taze maydanoz


HAZIRLANIŞI

Pirinç, yumurta ve kaşar peynirini bir kase içinde kanştırın. Tabanı tereyağ ile yağlanmış pizza tepsisine elinizle bastırarak yerleştirin. 250 derecedeki fırında yaklaşık 4 dakika pişirin. Diğer tarafta domates sosu, fesleğen yaprağı, sarmısak tozu ve mercan köşkü karıştırın. Bu karışımı pişen pirincin üzerine yayarak dökün. Parmesan peynirini serpin. 1 çay bardağı mozarella peyniri, biber ve mantarı kat kat pizzanın üzerine yerleştirin. En ütüne geriye kalan mozarella peyniri ile maydanozu serpin. 250 derecedeki fırında yaklaşık 8-10 dakika pişirin ve sonra servis yapın.

Her servis 322 kalori, 16 gr. Protein, 19 gr. Yağ, 21 gr. Karbonhidrat, 1 gr. Lif, 104 miligram kolesterol ve 850 miligram sodyum içerir.

Categories: biber, mantar, mantarli, pizza

DOMATESLİ KITIR

Sabah kahvaltıları için çok pratik ve çok lezzetli bir aperatif. Yanında beyaz peynir ve çay çok güzel oluyor, tavsiye ederim. Afiyet olsun.


MALZEMELER:
10 adet tost ekmeği
3 adet domates
1 demet fesleğen
3 diş sarımsak
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Karabiber
Tuz

HAZIRLANIŞI:

Tost ekmeklerini fırında 5 dakika kadar kızartın. Domateslerin kabuklarını soyup küp şeklinde doğrayın. Sarımsağı ayıklayıp ezin. Fesleğenleri kıyayıp kıyın. Domatesi 3 yemek kaşığı zeytinyağında suyunu çekene kadar, sarımsakla birlikte pişirin. Fesleğenleri içine katın, tuz ve karabiberle tatlandırın. Ateşten alıp ılınmaya bırakın . Ilınınca karışımı tost ekmeklerinin üzerine sürüp servi yapın.

Categories: Uncategorized

Dana Haslama

Mutfak: Türk
Süre: 30dk
MALZEMELER
1 kilo kemikli dana
1 bas sogan
2 adet havuç
1 bas kereviz
5-6 adet patates
1 dis sarmisak
2-3 adet tane karabiber
Yarim demet maydanoz
1 çorba kasigi margarin
YAPILIŞ TARİFİ
Gögüs tarafindan alacaginiz kemikli parça dana etini dibi kalin bir
tencerede önce yagsiz olarak, suyunu salip çekinceye kadar çevirin. Hatta
biraz da kizarmasini saglayin. Az su ile 50 dakika pisirin. Patateslerin
küçüklerini bütün olarak, kerevizi küp biçiminde, havuçlari da parmak
uzunlugunda hazirlayin, margarini dörde bölünmüs soganla birlikte ete
katin. Oda sicakliginda 12 bardak su ve karabiber tanelerini ilave edin.
Kisik ateste sebze yumusayincaya kadar yaklasik 40 dakika daha pisirin.

Categories: Uncategorized

Yılbaşı Kalıpları, Yeni Yıl Kalıpları, Pasta Kalıpları, Kurabiye Kalıpları

Yeni Yıl kurabiyelerimizi süslemek için ilginç kalıplar ve yılbaşı şekerleri gelmiştir akın pasta malzemelerine hepinizi bekleriz
Mini Boy Ginger Kalıbı 5tl
Şeker Çubuğu Kalıbı 5tl
Mini Ev Kalıbı 5tl
Ev Kalıbı Büyük 8tl
Çam Ağacı Kalıbı 5tl
Ginger Kalıbı 5tl
12li mini kurabiye seti 42

6lı Slikon Yılbaşı Seti 39tl
6lı yılbaşı seti 32tl
6lı hayvan set27tl

4lü GİNGER kalıbı 25tl
3lü yılbaşı seti 22tl

Kağıt Kebabı

MALZEMELER:

YAPILIŞI:
Kuşbaşı olarak doğranmış kuzu eti  tencerede kavrulur.
İyice kavrulduktan sonra küp doğranmış patates,ince ince kıyılmış kırmızı biber  ve bezelye de  eklenir.
Tekrar kavrulur.
Su koyup yarı kıvamda pişirilir.
Suyunu çekince tuz ,kekik,karabiber,pulbiber eklenir.
Yağlı pişirme kağıdını yaklaşık 25 cm  eninde ve 25 cm  boyunda keserek iç harcımızdan konulur.Bir miktar sıvı yağ eklenir ve katlanır.
Katlanan kısım tepsinin alt kısmına gelecek şekilde tepsiye dizelir.
Kağıtların üstüne  fırça ile sıvıyağ sürülür, fırında orta ısıda  (175*) 1 saate yakın pişirilir.
Not :1 tanesinin kağıdının üst kısmını kesin ki diğer etlerin pişip pişmediğini ona bakarak karar verebilesiniz..
Afiyet olsun..
Kağıt kebabının yanına ben bahçe bezelyeli pilav yaptım sizde pilav yaparak servis edebilirsiniz..

Categories: Ana Yemekler

DEPRESYON

DEPRESYON NEDİR?

Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.

DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ?

Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz – beceriksiz – suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.

ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK EK BELİRTİLER NELERDİR ?

Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.

DEPRESYON NASIL OLUŞUR ?

Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.

DEPRESYON TİPLERİ NELERDİR ?

Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.

DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ?

Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.

DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ?

Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.

DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?

Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.

Kardiyopulmoner Resusitasyon Nedir

Kardiyopulmoner Resusitasyon (CPR) Nedir?

Dolaşım ve Solunumun Yeniden Canlandırılması

Herhangi bir nedenle dolaşımı ve solunumu durmuş (Kardiyo pul-moner arrest) bir bireye uygulanacak olan yeniden canlandırma iş-lemleridir.CPR’ın 3 temel amacı; havayolu açıklığını, solunumu ve dolaşımı yeniden başlatmak ve devamlılığını sağlamaktır.

Solunumun Durmasının Nedenleri

Hava yolu tıkanması: Dilin ya da yabancı bir cismin solunum yolla-
rmı tıkaması sonucu, hastanın soluk alamamasıdır. Hastada önce
hipoksi sonra kardiyak arrest gelişir.

Solunum merkezinin hasarı: Beyinde bulunan solunum merkezinin travma, şok, ilaç zehirlenmeleri (örneğin: antidepresan, antipsikotik ilaçlar) vb. nedenler sonucu sinirsel uyarılarının solunum kaslarına ulaşmamasına neden olur.

Solunum kaslarının çalışmaması,
Elektrik çarpması,
Suda boğulma,
Kardiyak arrest: Solunum merkezinin oksijensiz kalmasına neden olur.

Dolaşımın Durmasının Nedenleri

Kardiyak arrest: Kalp kasının dokuların ihtiyacı olan kanı pompala-yamamasıdır. Genel olarak 4 nedene bağlı olarak meydana gelir. Kalbin elektriksel uyarı gücünün bozulması. Örneğin: Ventriküler fibrillasyon (ventriküllerin etkin kasılması yeri­ne düzensiz titreşimler çıkarması) Asistoli (Ventriküllerin hiç kasılmaması) Ventriküler taşikardi (Ventriküllerden çıkan çok yüksek hızdaki uyarıların ventrikül kasılmalarına neden olması) Komplet kalp bloğu (Atriumlardan çıkan uyarıların ventriküllere ulaşmaması) Miyokardın kasılma gücünün bozulması. Örneğin; Miyokard enfarktüsü, Kalp yetmezliği,
Hipoksi, Asidoz, Elektrolit bozuklukları (potasyum fazlalığı gibi)
Kalbe olan direkt travmalar
Kalbe dönen ya da kalpten atılan kan miktarının azalması, Örneğin; .Hipovolemi
Kalp tamponadı
Pulmoner emboli
Miyokard rüptürü (yırtılması)
Anevrizma rüptürü
Şok
Solunum durması
Solunum durduktan birkaç dakika sonra kalp de durur.

Kardiyak Arrestin Belirtileri

Kalp atımlarının kaybolması, femoral, radyal, karotit nabızlarının ve tansiyonun alınamaması,
10-20 saniye içinde bilincin kaybolması,
Ciltte ve mukozalarda siyanotik ya da soluk görünüm.
45 saniye sonra pupillalarda dilatasyon
Solunumun durması
KARDİYOPULMONER ARREST ACİL BİR DURUMDUR.
GELİŞTİKTEN SONRA İLK 3-5 DAKİKA İÇİNDE
RESUSİTASYON İŞLEMLERİ BAŞLATILMALIDIR.
Kardiyopulmoner arrest geliştikten sonra, ilk 3-5 dakika içinde resu-sitasyon işlemleri başlatılmalıdır. Çünkü beyin hücreleri oksijensizli­ğe ancak bu kadar dayanabilir ve sonuçta geriye dönüşsüz beyin hasarı ortaya çıkar. Tedaviye altı dakikadan sonra başlanırsa, ya­şamı kurtarılsa bile hasta bitkisel yaşama girer.

Yöntem

CPR’a başlamadan önce kardiyo-pulmoner arrest geliştiğinden emin olunmalıdır.

Hasta uyandırılmaya çalışılarak, kulağına “iyi misin” şeklinde ba­ğırılır. Eğer uyuyorsa ya da sarhoşsa yanıt verecektir. . Hastanın nefes alıp almadığı kontrol edilir: Hemşire yüzünü hasta­nın yüzünün üzerine getirir ve başını hastanın göğüsüne doğru çevirir. Göğüs kafesi hareketlerinin olup olmadığı, nefes verme sesi­nin duyulup duyulmadığı, havanın giriş çıkışının hissedilip hisedil-mediğine bakar.
Nabzın olup olmadığına bakılır. Bu amaçla hemşire büyük arterleri kullanır. Özellikle karotis arter üzerine fazla baskı yapılmamalı ve her iki karotis arter aynı anda kullanılmamalıdır. Çünkü bu işlem beyne giden kan miktarını engellemiş olur.

Hemşire yaptığı değerlendirmeler sonucu hastanın kalp ve solu­numunun durduğunu anladığı anda diğer işlemlere geçer. Değer­lendirme süresi 3 dakikayı geçmemelidir. Yardım çağırılır.
Hastanın solunum yolunda tıkayıcı bir madde varsa, bu derhal çıkarılmalıdır.
Solunum yolunun tıkanması belirtileri şunlardır.

- Konuşamama
- Öksürememe
- Nefes alamama
- Siyanoz
- Bilinç kaybı
Tıkanıklık devam ederse, hasta kaybedilebilir.

Solunum yollarındaki tıkanıklığı açma yöntemleri

Yabancı cisim ağız boşluğunda ise parmaklarla çıkarılabilir.

Abdominal Bası Yöntemleri: Hasta bilinçliyse kurtarıcı, hastaya arkadan sarılarak yumruğunu karın boşluğuna koyar. Diğer elle yumruk kavranır ve hızla karın duvarına içe ve yukarı doğru bastırılır.
Hasta bilinçsizse, düz yatırılır. Kurtarıcı dizlerinin üzerine oturarak ellerini karın duvarına koyarak göğüs boşluğuna doğru bası yapar. Abdominal bası yöntemi, küçük çocuklarda uygulanmamalıdır. Bü­yüklerde de, gastrik rüptür, karaciğer ve diğer organ yaralanmaları ve regürjitasyon gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sırta Vuru Yöntemi;

Hasta bilinçliyse, başı öne eğdirilerek skapulalar arasına kuvvetle vurular yapılır.
Hasta bilinçsizse, yere yan yatırılır ve aynı biçimde sırta vurulur. Suni Solunum Yapılır.

Suni Solunum : – Ağızdan ağıza
Ağızdan buruna
Ağızdan ağız ve buruna olmak üzere üç şekilde yapılır.
Hasta sırtüstü, düz ve sert bir zemine yatırılır.
Hastanın başı hiperekstansiyona getirilir .(kafa geriye itilerek çene yukarı kaldırılır). Böylece hava yolu açılmış olur.

Hava yolunu açmak için kullanılabilecek diğer bir yöntem de başı öne eğmeksizin çenenin itilmesi hareketidir. Bu yöntem zor olmakla birlikte daha etkilidir boyun kırığı kuşkusu varsa tercih edilmelidir.

Ağızdan ağıza suni solunumda, bir elle burun kapatılır. Derin ne­fes alındıktan sonra ağız, hastanın ağzına sıkıca yapıştırılarak içeri üflenir.
Ağızdan buruna suni solunumda ise aynı işlem, hastanın ağzı ka­patılarak burundan yapılır. . Ağızdan ağız ve buruna suni solunum küçük çocuklar için yapılır.
Suni solunum dakikada 16 kez yapılmalıdır.

Eksternal Kalp Masajı Yapılır,
El ayaları üst üste gelecek şekilde, hastanın sternumunun 1/3 alt
kısmına yerleştirilir. Parmaklar hastaya değmemelidir.
Kurtarıcının omuzları ellerinin tam üstünde olmalıdır. Dirsekler kı-rılmamalıdır.
Kurtarıcı kendi ağırlığının etkisiy­le hastanın sternumunu 3,5-5 cm. içeri itecek kadar basınç yapar. . Basınç yapıldıktan sonra eller gö­ğüsten kaldırılmadan basınç kaldı­rılır. Böylece kalbe kan gelmesi sağlanır. Sonra aynı işleme daki­kada 80-100 kez olacak şekilde devam edilir.
Eksternal Kalp Masajı dakikada 80-100 kez yaptırılmalıdır.

Solunum-Masaj Oranı

Kardiyo pulmoner resusitasyon işlemini tek kişi yapıyorsa 15 kalp
masajından sonra 2 suni solunum yaptırılır. İşlemi iki kişi yapıyorsa
5 kalp masajından sonra 1 suni solunum yaptırılır.
Yardım Geldikten Sonra Yapılacak işlemler
Yardım geldikten sonra, hastane koşullarında ilk yapılacak işlem,
defibrilasyon adı verilen elektroşok işlemidir.

Defibrilasyon:

Defibrilatör aygıtının yardımıyla, kalbe elektrik akımı verilerek, hastanın normal sinusal kalp ritmine dönmesine yardımcı olan bir işlemdir.
Defibrilasyon işleminde kullanılacak enerjinin çok yüksek olması miyokard hasarına neden olabilir. Bu nedenle yaklaşık 200 joule’lük bir enerji yeterli olabilir.
Defibrilatör aygıtının kaşıklarına, iletimi kolaylaştırmak ve cilt ya­nıklarını önlemek için, elektrot jeli sürülür. . Kaşıklar uygun yöntemle hastanın üzerine yerleştirilir. . Kaşıkların cilde iyi temas etmesi için üzerlerine hafif bir basınç uy­gulanır.

Enerji şarj edildiği sırada, hastanın ve başkalarının yatağın metal kısımlarına değmemesi için önlem alınır. Defibrilasyon işlemi başarısız olursa yeniden denenebilir ya da kardiyopulmoner resusitasyon işlemine devam edilir.

Hastaya airvvay takılarak ya da endotrakeal entübasyon yapılarak suni solunum işle­mine devam edilir. Böylece hastaya oksijen ve pozitif basınçlı hava vermek için yardımcı solunum aygıtları ya da ambu kullanılabilir. . Hasta monitörize edilir. Böylece kalp ritmi görülür ve aritmiler saptanır.
İlaç tedavisi

Hastaya derhal bir intravenöz sıvı yolu açılmalıdır. Şok varsa buna yönelik tedaviye başlanır.
Hasta miyokard enfarktüsü ge-çirmişse, ağrıyı gidermek için morfin kullanılabilir. Hemşirenin morfin verirken küçük dozlarda

(2-5 mg) vermesi ve solunum merkezi depresyonu açısından dik­katli olması gerekir.
. Hipoksemiyi düzeltmek için hastaya oksijen verilir. Ancak oksije­nin akciğer hasarı yapmaması için, 24 saatten fazla ve yüksek ba­sınçla verilmemesi gerekir. . Lidokaine; Ventriküler kaynaklı aritmileri önlemek için verilir.
Procainamide Hydrochloride: Lidokaine etkili olmadığı zaman arit­mileri düzeltmek için verilir. İntravenöz uygulama sırasında çok ya­vaş verilmelidir.

Atropine; Kalbin uyarım ve iletimlerini kolaylaştırarak kalp hızını düzenler. Ancak miyokard enfarktüsü geçiren kimsede, kalp hızını artırabileceği için dikkatli olunmalıdır.

Epinephrine; Miyokardın kasılma gücünü ve perfüzyonunu artırır. Epinephrine’nin bikarbonatlı solüsyonlar ile karıştırılmaması gerekir. Çünkü alkali solüsyonlar epinephrine’i etkisiz hale getirir. . Sodyum bikarbonat; Asidozu düzeltmek için verilebilir. Ancak bir görüşe göre alkaloza neden olarak hemoglobinden oksijenin ayrıl­masını engelleyeceği için, özel bir neden yoksa kullanılmaması önerilmektedir.

Lidokaine, atropine ve epinephrine; acil durumlarda 10-25 cc. ste­ril su ile karıştırılarak endotrakeal tüpten de verilebilir. Prekordiyal darbe
Defibrilatör aygıtı olmadığı, kalbin monitörden izlendiği ve ventrikü­ler fibrilasyon geliştiği durumlarda göğüs üzerine tek bir prekordiyal darbe yapılması önerilmektedir. Bu işlemi hekimin yapması, daha uygundur.

Resusitasyon İşleminin Komplikasyonları

İşlem sırasında kaburga kırıkları nedeniyle pnömotoraks, kanama, oksijensizlik nedeniyle de beyin hasarı ve nöbetler gelişebilir.

Resusitasyon işlemi, etkili olmasa bile en az 1 saat sürdürülmelidir.
Başarılı bir resusitasyon işleminden sonra hemşire hastanın durumunu dikkatle izlemelidir. Çünkü bu hastalarda başka bir kardiyak arrest riski çok fazladır.

EKG’nin sürekli izlemi esastır ve herhangi bir ritm bozukluğu derhal tanınmalıdır. Acil tanınması gereken ritm bozukluklarından üçü Şekil 1.8′de verilmiştir.
Bunların dışında hemşirenin sıvı elektrolit ve asit-baz dengesini ve hemodinamik ölçümleri yakından izlemesi gerekir. Vital bulgular, stabil oluncaya kadar 15 dakika aralarla ölçülmeli ve kaydedilmeli­dir.

Categories: Uncategorized

UNUTKANLIK İÇİN BİTKİSEL TEDAVİ



Unutkanlığı önlemek için her sabah

5 adet badem

5 adet fındık

5 adet ceviz

gün kurusu kayısı (gölgede kurutulmuş)

1 avuç Kuru üzüm (çekirdekleri ile) yiyin.

Prof. Dr. Ahmet Maranki

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.